150 kiloluk yapay kalple yaşıyor

February 26th, 2011

18 aylık, 8.5 kilogram ağırlığındaki Çiğdem Gürler’e, bağış organ bulununcaya kadar 150 kiloluk yapay kalp cihazı takıldı.

MALATYA – İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ramazan Özdemir, 6 aydan beri hastalarına kasık yerine bilekten anjiyo yöntemini uyguladıklarını söyledi.
Bilekten anjiyo yönteminde operasyonun 15 dakika sürdüğünü ve hastanın 1 saat sonra günlük hayatına devam edebildiğini belirten Özdemir, “”Bu işlemin en önemli özelliği, bilekteki damarın ince yapılı ve büzüşmeye müsait olması sebebiyle doktor açısında zor olması, ancak hasta için büyük bir konfor oluşturması”" diye konuştu.
Kasıktan yapılan anjiyolarda kanamalar ve şişmeler görüldüğünü, ancak bilekten anjiyoda bu tür sıkıntıların yaşanmadığını kaydeden Özdemir, şunları kaydetti:
“”Kasıktan damara girdiğimiz zaman çok büyük şişmeler ve kanamalar oluyor. Ameliyat sonrasında mutlaka 2-4 kilogram ağırlığında kum torbaları kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu da hasta için büyük bir sıkıntı. Ancak bilekten anjiyo da durum böyle değil. İşlem tamamlandıktan sonra hastanın bileğini sadece sargıyla sarmamız yeterli oluyor. İleriki günlerde de hastaya sıkıntı yaşatmıyor. Bu yöntemle sadece anjiyo değil stend yöntemini de uygulayabiliyoruz. Merkezimiz, Türkiye”de sayılı merkezlerden biri ve en fazla bilekten anjiyo yapan kardiyoloji ünitesine sahip. 30 kişilik ekibimizle ve iki anjiyografi ünitemizle günde ortalama 25-30 bilekten anjiyo yapılıyor. Mecbur kalmadıkça 6 aydan beri kasıktan anjiyo yöntemini kullanmıyoruz.”"
KONYA – Düzenli kan bağışı, pıhtılaşma sorunu karşısında etkili olduğundan kalp krizi geçirme olasılığını düşürüyor.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Narin, kan bağışı yapıldıktan sonra eksilen sıvı hacminin, damar dışındaki sıvının damar içine geçmesiyle kısa sürede karşılandığını söyledi.      

Hücrelerin yenilenme sürecinin yaklaşık 2 ay olduğunu belirten Narin, düzenli aralıklarla yapılan kan bağışının sağlık açısından herhangi bir sakıncası olmadığı gibi, aksine bir çok yararının da bulunduğuna dikkat çekti.        
Kan bağışının, kilo aldırma, zayıflatma, halsiz bırakma, kaşıntı ve bağımlılık gibi yan etkilerinin bulunmadığını ifade eden Narin, ancak kişinin kan verip vermeme konusunda doktorlara danışması gerektiğini dile getirdi.
       
KALP KRİZİNE KARŞI KAN BAĞIŞI
Sağlıklı bir kişinin kan vermesinin, kalp krizi geçirme ihtimalini de önemli ölçüde azalttığını vurgulayan Narin, şunları kaydetti:       
“”Kalp krizi geçirmenin en önemli risk etmenlerinden biri, kanın akışkanlığının azalması, koyulaşmasıdır. Özellikle sigara içen akciğer hastalığı olan, yüksek rakımda yaşayan ya da yapısal olarak kan değerleri yüksek olan kişilerde kanın pıhtılaşmaya eğilimi artmaktadır. Bu nedenle sağlıklı bir kişinin yılda 2 ile 4 kez arasında kan vermesi, kanın akışkanlığının artmasını sağlayarak olası pıhtılaşma sorunundan koruyor, kalp krizi geçirme olasılığını düşürüyor.”"        
Narin, teşhis edilmiş kalp ve damar hastalığı olanların kan bağışı yapmalarının sakıncalı olabileceğini, bu konuda dikkatli davranmalarının kendileri açısından daha yararlı olabileceğini bildirdi.        
Özellikle kan değerleri (Hematokrit) iyi olan sağlıklı kişiler için kan bağışının faydalı olduğunu anlatan Narin, baş ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıklarının da giderilmesinde kan bağışının çok büyük katkısı olduğunu sözlerine ekledi.
ANKARA – Uzmanlar, yeni teknolojinin sunduğu kan sulandırıcı ilaçların en az daha önceden kullanılan ilaç kadar etkin olduğunu, bununla birlikte kan sulanma düzeyinin takibi gerektirmediğinden hem hasta, hem de izleyen doktora yüksek konfor sağladığını belirtiyor.
Kardiyolog Doç. Dr. Erdem Diker, atriyal fibrilasyonun klinik uygulamada en sık görülen ve hastaneye yatış nedenleri arasında en başta yer alan, hatta ölüm nedenleri içinde ilk sıralarda bulunan bir hastalık olduğunu söyledi.
Ritim bozukluğunun inme (felç) riskini de artırdığını vurgulayan Diker, Türkiye”de her yıl yaklaşık 200 bin kişide inme görüldüğünü belirtti. Diker, yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte bu riskin her geçen gün daha da arttığına dikkati çekerek, “”Bu felçlerin yüzde 70″i yeni, yüzde 30″u ise eskiden felç geçiren hastaların tekrar felç olması şeklindedir. Tüm felçlerin dörtte üçü 65 yaşın üzerindedir. 55 yaşın üzerinde her 10 yılda bir kişinin felç geçirme yaşı 2 katına çıkmaktadır”" dedi.
ABD”de her 40 saniyede bir kişinin felç geçirdiğini ifade eden Diker, 40 yaşında birinin bu yaşından itibaren hayatı izlendiğinde bu kişiler arasından üç kişiden birinde kalp ve damar hastalığı ile karşılaşıldığını, dörtte birinde de kalp ritim bozukluğu ortaya çıktığını söyledi.
Diker, kalp ritim bozukluğu bulunan hastalardaki pıhtıların yaklaşık yarısının beyine gidip inmeye yol açarken, diğer yarısının vücudun diğer organlarına gidip (böbrek, bağırsak, kalp) problemlere yol açabildiğine işaret etti. Kalp ritim bozukluğunun, ek bir kalp hastalığının da olduğu durumlarda kalbin pompalama gücünde yaklaşık yüzde 20-30 azalmaya neden olabildiğini ifade eden Diker, “”Uzun dönemde yüksek kalp hızı ile beraber olan kalp ritim bozukluğu, kalp yetmezliğine yol açabilir”" uyarısında bulundu.
Diker, hastalığın altında, yüksek kan basıncı (hipertansiyon), koroner arter hastalığı, kalp kapak hastalıkları (özellikle mitral darlığı), tiroid bezi hastalıkları, kalp cerrahisi, kronik akciğer hastalıklar (amfizem, astım gibi), kalp yetmezliği, kalp yetmezliğine yol açan kalp kası hastalığı, doğumsal kalp hastalıkları, akciğer damarları içinde pıhtı gitmesi, kalp dış zarının iltihabı gibi sorunların yattığını söyledi.
Kalp ritim bozukluğu bulunan hastaların en az yüzde 10″unda altta yatan bir kalp hastalığı saptanamadığını ifade eden Diker, “”Alkol veya aşırı kafein kullanımı, stres, bazı ilaçlar, metabolik bozukluklar veya ağır enfeksiyonlar da etkili olabilir. Bazı hastalarda ise hiçbir neden bulunamaz”" dedi.
Diker, hastalığın çarpıntı başta olmak üzere enerji kaybı ve yorgunluk, sersemlik hissi, bayılacak gibi olma veya baş dönmesi, göğüste rahatsızlık hissi (ağrı, basınç veya huzursuzluk) ve nefes darlığı (günlük aktivitelerle hissedilen nefes darlığı) ile kendini gösterdiğine işaret etti.
PIHTI ATMASI NEDENİYLE FELCE NEDEN OLUYOR
Diker, kalp ritim bozukluğunun ciddi bir hastalık olduğunu, ancak tam bir tedavi yöntemi bulunmadığını dile getirdi. Kalp ritim bozukluğu bulanan hastalarda, çok sık çarpıntı şikâyeti olduğunu anlatan Diker, “”Özellikle 50 yaşın üzerindeki hastalarda en sık çarpıntı nedenidir. Kaygı ve endişeyi artırır, hastanın yaşam kalitesini bozar, çevresindekileri huzursuz eder. Sık sık acil servislere müracaattı gerektirir”" diye konuştu.
Bunun dışında “”pıhtı atması nedeniyle felce neden olduğunu”" vurgulayan Diker, ” Atriyal fibrilasyon şeklinde kalp ritim bozukluğu olan bir kişinin, hayatı boyunca felç geçirme riski yüzde 30″dur. Bu, toplum sağlığı açısından çok ciddi bir orandır. Kişi, felç sırasında ölebilir ya da kalıcı arıza bırakabilir”" dedi.
Diker, atriyal fibrilasyonun tüm dünyada görülme sıklığının ortalama yüzde bir olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“”Türkiye”de hastalığın görülme sıklığı ise 0-80 yaş aralığında 1.25″tir. 50 yaşın üzerine çıkıldığında bu oran yüzde 2-3″tür. 80 yaşın üzerinde ise yüzde 10″lara ulaşmaktadır. Bunun üçte birinin inme geçirdiğini düşünüldüğünde, Türkiye”de yılda 200 bin kişi felç geçirmektedir. Bunların da yaklaşık yüzde 25″i ritim bozukluğuna bağlı ortaya çıkmaktadır.”"
KOYU YAPRAKLI YEŞİLLİK, İLACIN ETKİSİNİ AZALTIYOR
Kalp ritim bozukluğunu ortadan kaldıracak bir tedavi metodu olmadığını vurgulayan Diker, şunları kaydetti:
“”Eskiden bu hastalığın bir tedavi metodu yok iken, şimdi yeni tedavi metotları gündeme geldi. Eskiden bu hastalık için kullanılan tek bir ilaç vardı. Bu ilaç, önceleri fare zehiri olarak kullanılmış, daha sonra pıhtılaşmayı önlediği fark edilince insanlarda da felçleri önlemek amacıyla uygulanmaya başlanmış. Mevcut tedavide, söz konusu ilaç, her gün belli dozlarda hasta tarafından kullanılarak, beyne pıhtı atma riski azaltılıyordu. Ancak ilaç, kanı sulandırdığından kanama riski yaratıyor ve bunun için de hastanın sürekli kan düzeyinin ölçülmesi gerekiyor. Bu amaçla hastanın düzenli olarak haftada bir veya ayda bir kan vermesi, belli testleri yaptırması, buna göre tekrar doz ayarlaması yapılması gerekiyor. İlaç, aynı zamanda yenilen yiyeceklerle de etkileşiyor. Örneğin, koyu yapraklı yeşillik yendiğinde ilacın pıhtı atma önleyici etkisi azalırken, romatizma ilacı ile birlikte kullanıldığında hastada bir anda mide ya da burun kanamasına yol açabiliyor.”"
ARTIK TEDAVİ MÜMKÜN
Diker, tıpta son teknolojide gelinen noktada yeni geliştirilen bazı ilaçlarla hastalığın olma ihtimali ve bunun riskleri azaltılabildiğini söyledi. Tıpta “”Antiaritmik”" olarak tanımlanan ilaçların, kalpteki düzensiz elektriksel aktiviteye bağlı anormal kalp ritimlerini tedavi etmek için kullanıldığını belirten Diker, bunun dışında kanın pıhtılaşmasını önleyici ilaçların da kullanılmaya başlandığını ifade etti. Diker, “”bu ilaçların en az daha önceden kullanılan ilaç kadar etkinliği olduğunu, bununla birlikte kan sulanma düzeyinin de takip edilmesine de ihtiyaç bırakmadığını”" vurguladı.
Son ilaçların, hem hastaya hem de hasta yakınlarına konfor sağladığını dile getiren Diker, ilaç yöntemlerinin dışında kalp içerisinde yakma tedavileri uygulandığını anlattı. Diker, “”Bunlarla ritim bozukluğu ortadan kaldırılıyor. Yeni teknolojinin sunduğu ilaçlarla artık hem ritim bozukluğu, hem pıhtı atması önlenebiliyor, hem de ritim bozukluğunu ortadan kaldıracak ilaç dışı yöntemler uygulanabiliyor”" diye konuştu.
İSTANBUL – Kocaeli”den İzmir’e ambulans helikopterle sevk edilen ve yapay kalp takılan en küçük ikinci bebek olan Çiğdem Gürler, yapay kalpli üç çocuk hastanın yanında yerini aldı.
Hürriyet’in haberine göre, Kocaeli’de yaşayan Çiğdem’in kalbinde üfürüm olduğu 4 aylıkken belirlendi. Gürler çifti, minik bebeklerini Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne, oradan İstanbul’a bir özel hastaneye götürdü. Mitral kapak yetersizliği tanısı konulan minik Çiğdem, geçen aralık ayında özel hastanede kapak tamir ameliyatı geçirdi. İyi geçtiği söylenen ameliyattan 20 gün sonra taburcu edilen Çiğdem, bir hafta sonraki kontrolde de iyi bulundu.
Ancak bu durum uzun sürmedi, 5 gün sonra solunum yetmezliği nedeniyle yine hastanelik olup İstanbul’a götürülen Çiğdem, yoğun bakımda kaldı. Baba Gürler, “Tam bir yıldır kızımın sorununa çare arıyoruz. Küçük olduğu için kalp kapağı değiştirilemiyor. Tamir önerildi. Ama ondan sonra durumu daha kötüleşti, kapaklar çalışmadığı için kalp yetmezliği oldu. En son 20 gün yoğun bakımda kalan kızımı 5 Şubat’ta hava ambulansıyla İzmir’e sevk ettiler. Biz gecikir diye endişe ediyorduk, yapay kalp erken temin edildi. 10 Şubat’ta da yapay kalbe bağlandı. Şimdi yoğun bakımda, durumu iyi” diye konuştu.
Baba Gürler, yapay kalp takılan üç çocuk hastanın kızı Çiğdem’i yoğun bakımda ziyaret ettiğini belirterek, “Bizi de onlar gibi maraton bekliyor. Hastane süreci uzun, kalp bulunana, nakil olana kadar anne çocuk gözetim altında kalacak. Vatandaşlarımızdan organ bağışı konusunda daha duyarlı olmalarını, yardımcı olmalarını istiyoruz. Yapay kalpli çocuklar yoğun bakıma inip Çiğdem’i ziyaret ettiler, onlar da kalp bekliyorlar bir an önce hastane ortamından kurtulup ailelerinin yanına gitmek istiyorlar” dedi.
YAPAY KALPLİ İLK KIZ BEBEK
Minik Çiğdem, yapay kalpli ilk kız bebek hasta olarak kalp nakli bekleyen hastaların yeni yaşam merkezi haline gelen Ege Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği’nde yerini aldı. Çiğdem, yetişkinlere takılan çantada taşınabilir büyüklükteki ve minyatürize yapay kalpler takılamadığı için 150 kiloluk cihazlara bağlanan ve bu yüzden hastaneden dışarı çıkamayan 3 yaşındaki Hamdullah Kanat, 10 yaşındaki Barış Keklik ve 6 yaşındaki Hasan Hüseyin Demirel’e arkadaş olacak.
Öte yandan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı, Kalp Nakil Programı Sorumlusu Prof. Dr. Mustafa Özbaran, Çiğdem’i yapay kalple hayata bağladıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Çiğdem, yapay kalp taktığımız ikinci en küçük hastamız. Çocuğun son dönemleriydi, herhangi bir müdahale olmasaydı şu an kaybetmiş olacaktık. Ona da dışarıdan destekli uzun süreli kalp destek cihazı taktık. Çok yeni ama her şey olağan gidiyor. Bundan sonra da hızla kilo alma sürecine girer. Yapay kalp takılan hasta sayımız artıyor, bunun iki nedeni var. Geçen yıla nazaran daha hızlı ivmeyle kalp nakli sayımız artıyor, kalp bulunuyor, takıyoruz. Geçen ay iki tane yaptık. Böyle giderse 25-30’a yakın kalp takacağız. Kalp destek cihazlarında takılmasında Türkiye’de tek gibiyiz. O nedenle İstanbul’dan da başka bölgelerden de hastalar direk olarak buraya gönderiliyor.

Sadece Ege Bölgesi’nin değil, abartılı da olsa Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Bursa’dan, Urfa’dan, Kütahya’dan gelen yapay kalp taktığımız hastalarımız var. Ege’den hasta sayımız yüzde 30 civarında. Dilerim diğer merkezlerde bu hizmetler arttıkça bizim iş yükümüz azalacak. Hastaları transplanta taşıma, yaşatma oranlarımız yüksek olduğu için de bir miktar tercih ediliyoruz herhalde. Kalp nakli bekleyen 67 hastamız var, bunların 20 kadarı kalp destek cihazına bağlı. Organ bağışı konusunda bazen toplumda dönemsel gevşemeler oluyor. Ama organ başığı kutsal, bir can vermek Allah’a mahsus, öyle bir olgunlukla öyle bir durumda bağış yapmak da ulvi bir duygu.”

Bu yazının kategorisi: Doğum,Hastalıklar,Kalp Hastalıkları,Kilo Alma


Takvim

May 2012
M T W T F S S
« Jan    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

En yeni yazılar