February 26th, 2011
24 kişinin kızamık olmasını değerlendiren Sağlık Bakanı Recep Akdağ, şu an için bir salgını olmadığını söyledi. Tedbir alacaklarını belirten Akdağ, “Gerekirse 1975 ile 1990 arasında doğanları aşılayabiliriz”" dedi.
![]()
ANKARA – Başkanlığını sanatçı Metin Şentürk”ün yaptığı Dünya Engelliler Vakfı”nın gerçekleştireceği sempozyum, 4 Martta başlayacak ve 2 gün sürecek.
Engelliliğin önlenmesi, hukuksal boyutu, rehabilitasyon, fırsat eşitliği konularının tartışılacağı sempozyum kapsamındaki panellere Hacettepe, İstanbul, Amsterdam Hogeschool Von ile Doğuş Üniversitesi”nden akademisyenler katılacak.
İstanbul”da düzenlenecek sempozyumda, kurulması planlanan Dünya Engelliler Birliği için daha önce düzenlenen çalıştayların raporları da ele alınacak.
Sempozyuma, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf”ın da katılması bekleniyor.
ANKARA – Damar yolu ve yumuşak doku enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan Cibucin (daptomisin) isimli ilacın nadir de olsa bazı hastalarda alerjik akciğer hastalığına, bunun tedavi edilmemesi durumunda ise solunum yetmezliği ve ölüme neden olabildiği bildirildi.
Novartis firması, damar yolu, deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan Cibucin (daptomisin) ilacıyla ilgili enfeksiyon hastalıkları uzmanlarına yönelik bilgilendirme yazısı yayımladı.
Bu ilacın kullanımı sonrasında nadir de olsa “”eozinofilik pnömoni”" denilen ve ağır seyreden alerjik zatürre ortaya çıktığı belirtilen duyuruda, bunun tanısının hemen konulmaması ve tedavi edilmemesi halinde ilerleyici solunum yetmezliğine ve ölüme neden olabildiği bildirildi.
Bu ilaca bağlı söz konusu hastalığın belirtilerinin ilaç tedavisi başladıktan 2-4 hafta sonra öksürük ve ateşle ortaya çıktığı kaydedilerek, böyle bir durumda ilacın kesilmesi ve tedaviye başlanması gerektiği belirtildi.
Duyuruda ayrıca, böyle bir durumla karşılaşan hekimlerin firmaya ve Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğüne bildirmeleri istendi.
ANTİBİYOTİKLER GEREKSİZ KULLANILMAMALI
Enfeksiyon Hastalıkları Ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) Başkanı Prof. Dr. Haluk Vahaboğlu, söz konusu ilacın damar yolu, deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarında, özellikle hastanelerde yoğun olarak kullanıldığını söyledi.
Bu ilacın bazı etkileşimlere neden olması nedeniyle akciğer enfeksiyonlarında kullanılmadığını ifade eden Vahaboğlu, söz konusu bildiride, ilacın nadir de olsa “”eozinofilik pnömoni”" denilen, ciddi seyreden alerjik akciğer enfeksiyonuna neden olabildiği uyarısı yapıldığına dikkati çekti.
Bunun, söz konusu ilacın bir yan etkisi olarak, alerjik reaksiyon şeklinde ortaya çıktığını anlatan Vahaboğlu, “”Bu ilacın kullanılmaya başlanmasının ardından hastalarda 1 ay içinde öksürük, ateş gibi zatürre belirtileri görülmesi halinde bu yan etki akla gelmeli ve buna göre hasta takip edilmelidir”" diye konuştu.
Antibiyotiklerin ancak gerektiği hallerde kullanılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Vahaboğlu, “”Aslında her ilacın bir yan etkisi vardır. Ama bir hastalığın tedavisi için yan etki riski bile olsa ilaç kullanılması zorunlu olabilir. Önemli olan gerekmeyen hallerde yan etki ortaya çıkarabilecek ilaçların kullanımından kaçınmaktır”" uyarısında bulundu.
KONYA – Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Organ Nakli Koordinatörü Uzman Dr. Pelin Taşdemir, Türkiye”de gerçekleşen bin 50 beyin ölümden 269″nun organlarının bağışlanmasının düşündürücü olduğunu söyledi.
Toplumun bilinçlenmesiyle organ bağışı oranının artacağını ve yaşamak için umut bekleyen hastaların hayata dönebileceğini ifade eden Taşdemir, “”Ülkemizde 60 bin kronik böbrek yetmezliği olan hastamız var. 18 bin 250 kişi böbrek, 195 kişi kalp nakli için sıra bekliyor. Ülkemizde geçen yıl bin 50 beyin ölümü gerçekleştiği halde kadavralardan sadece 269 organ nakli yapıldı. İnsanlarımızı organ bağışı konusunda eğitmeli ve başkalarına umut olmalıyız”" dedi.
“”ENDİŞELERİNİZDEN KURTULUN”"
Toplumda insanların organlarını bağışlama konusunda endişeye kapıldığına dikkati çeken Taşdemir, “”Beyin ölümümüz gerçekleşmeden organlarımız alınır korkusu yaşıyorlar. Beyin ölümünün gerçekleştiğine 4 hekim karar verir. Bu endişeleri toplumun yenmesi gerekiyor. Dinimiz açısından uygun olmadığı inancına Diyanet İşleri Başkanlığımız da karşı çıkıyor. Organ bağışında bulunarak umudunu kaybetmek üzere olan insanları hayata döndüreceğimiz için sevap işleriz”" diye konuştu.
“”KISA ÖMÜRLER UZAYABİLİR”"
Organ naklinin topluma pek çok yönüyle faydalı olduğunu vurgulayan Taşdemir, “”Organ nakliyle kısa ömürleri uzatabiliriz. Diyaliz hastalarının devlete olan maliyeti çok yüksektir. Böbrek nakliyle bu masraf ortadan kalkar ve böylelikle bütçeye katkı da sağlanır. İnsanların yaşam kalitesi artar. İş gücü kaybını kazanca dönüştürdüğü için insanlar organlarını bağışlayarak devletin bütçesine de katkıda bulunur”" ifadesini kullandı.
İSTANBUL – “”Karadeniz Ülkeleri Meme ve Servikal Kanser Koalisyonu”" toplantısına katılan Akdağ, daha sonra düzenlenen basın toplantısında, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin “”İstanbul”da bu yıl 24 kızamık vakası olduğu açıklandı. Bundan haberiniz yok muydu? Salgın tehlikesi var mı?”" sorusu üzerine Bakan Akdağ, “”2001 ve 2002 yıllarında Türkiye”deki kızamık vakası sayısını biliyor musunuz?”" diye sordu.
Sağlıkta Dönüşüm Programı ve o programın getirdiği yüksek koruyucu önlemler alınmadan önce, 2001 yılında Türkiye”de 31 bin kızamık vakası olduğunu anımsatan Akdağ, Türkiye”de kızamık vakası olmadığına dair açıklamayı yaptığı zaman sonrasındaki günlerde az sayıda da olsa kızamık vakası olacağını bilmediğini vurguladı. Akdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“”Türkiye”de biz çocuklarımızda kızamık beklemiyoruz. İstanbul”daki vakalar bize Avrupa”dan bulaşmış vakalar. Avrupa”da birçok ülkede salgınlar var ama Türkiye”de bir salgın yok. Görülen kızamık vakaları da bizim kampanya yaptığımız ve aşıladığımız yaş grubundan daha önceki yıllarda doğan kişiler, 1975 ile 1990 arasında doğanlar. Çocuklarımızı çok yüksek oranda aşılıyoruz ve onları yüksek oranda koruyoruz. Bizden önceki yıllarda yapılmamış aşıların sonucu bu. Dikkat ederseniz çocuklarımıza bulaşmıyor. Yani daha üst yaş grubuna bulaşıyor. Bize göre endişe edilecek bir şey yok. Türkiye”de yüksek koruyucu tedbirler aldığımız için kızamık tamamen kontrol altındaki bir hastalıktır. Ancak 1975 ile 1990 arası doğanlar için ne kadar risk olabilir önümüzdeki yıllarda, onu da bilim adamlarımız araştırıyor. Bize verecekleri bilgiye göre hareket edeceğiz.”"
1990 ÖNCESİNDE TEK DOZ AŞI YAPILIYORDU
Akdağ, “”Koruyucu önlemler az da onun için kızamık salgını yaşandı”" diyenlerin biraz insaf etmeleri gerektiğini dile getirerek, Türkiye”nin bu hususta çok başarılı bir ülke olduğunu vurguladı. Kızamık her tartışıldığında 1990 öncesi tek doz aşı uygulamasının da gündeme geldiğini ifade eden Akdağ, kimseye tek doz yapıldığı için zarar gelmeyeceğini, tek doz yetersiz kaldığı için kızamık olanlara zarar geldiğini belirtti.
O yıllarda o günkü bilimsel veriler çerçevesinde kızamık aşısının 9 aylıkken tek doz yapıldığını ve tekrarlanmadığını anımsatan Akdağ, dolayısıyla o dönemde çocuklarda çok sayıda kızamık görüldüğünü, kızamığın da beyin hasarı dahil birçok hastalığa neden olabildiğini kaydetti.
Kızamıktan korunma yolunun aşılanmak olduğunu ve Türkiye”nin de bunu büyük ölçüde dünyada en iyi başaran ülkelerden olduğunu vurgulayan Akdağ, “”İstanbul”daki kızamık vakalarında da görüldüğü gibi daha ileri yaş grupları için bir sorun oluşacaksa, bilim adamlarımızla beraber bunu çözeriz”" diye konuştu.
21-36 yaş arasına kızamık aşısı geliyor “Kızamığa ağıt” yakmıştı İstanbul”da kızamık vakası 24 oldu DOMUZ GRİBİ SALGINI BEKLENMİYOR “”Domuz gribi ile ilgili verilere baktığımızda, bu hastalığa yakalanan 29 kişi görünüyor? Domuz gribi ile ilgili durum nedir?”" sorusu üzerine Akdağ, “”Türkiye”de domuz gribi ile ilgili bilim adamları bir salgın beklemiyor ama mevsimsel olarak dolaşan grip virüslerinden biri de geçen yıldan intikal etmiş olan domuz gribi virüsü. O da diğer grip virüsleri gibi hastalık yapabiliyor. Gribe karşı korunmak için risk gruplarının zamanında aşı yaptırması gerekir. Devletimiz risk gruplarına bu aşıyı ücretsiz olarak yapmaktadır”" şeklinde konuştu. Bir gazetecinin, “”Kızamıktan korumak için 1975-1990 arası doğanlar için özel bir aşılama düşünülüyor mu? Sizin bir çağrınız olabilir mi?”" diye sorduğu Akdağ, bilimsel heyetin o hususta bir saha araştırması yapılmasını öngördüğünü, o araştırmanın sonucuna göre hareket edeceklerini belirtti. Akdağ, “”İthal hayvanlarla ilgili deli dana hastalığı noktasında bir tehlike var mı?”" sorusuna da o konuyla ilgili Tarım ve Köyişleri Bakanlığının genelgesine herkesin uyması gerektiği ve bakanlığın yol göstericiliğinde meseleyi değerlendirecekleri yanıtını verdi. Sağlık Bakanı Akdağ, Libya”dan tahliye edilen Türk vatandaşlarının sağlık durumuna ilişkin soru üzerine de”"Genel anlamda iyi. Hastaneye yatırdığımız birkaç vaka oldu ama çok ağır vaka yok”" dedi. KAHRAMANMARAŞ – Kahramanmaraş Lisesi son sınıf öğrencileri Kübra Çelik ve Suda Kalın, farklı diyabet hastalarıyla yaptıkları görüşmelerde kan şekerini düzenlemek için ilaç kullanmak yerine çam çırası suyu kullandıklarını gördüklerini ve yaptıkları bilimsel çalışmayla da bunu ispatladıklarını belirtti. Çelik, çam çırası suyu kullanımının hem sağlıklı hem de daha ekonomik olduğunu iddia ederek, şöyle konuştu: “”Dünya genelinde 300 milyona yakın diyabet hastası mevcut. Biz de halk arasında bazı şeker hastaları tarafından kullanılan çam çırası suyunu bilimsel alana taşımak istedik. İlk olarak Fırat Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümünde diyabet konusunda deney hayvanlarıyla çalışma yapan bir ekip olduğunu öğrendik. Bu ekiple görüştük. Bu ekibin yaptığı bir deneysel çalışmaya bizde çalışmamızla dahil olduk. Bu çalışma sonucunda çam çırası suyunun diyabet hastası olan deney hayvanlarında insülinle aynı etkiyi yaptığını bulduk. Ayrıca, çam çırası suyu kullanılan deney hayvanlarında diğer şeker hastalarında görülen doku yağlanmasında da azalmalara neden olduğunu gördük.”" Suda Kalın ise hazırladıkları projeyi TÜBİTAK”a gönderdiklerini ve alınan sonuca göre hareket edeceklerini dile getirdi. HAYVANLARDA DENENDİ Fırat Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ökkeş Yılmaz ise halk arasında diyabet hastası olan bazı kişilerin çıra suyunu içtiklerinde rahatlama olduğunu ve insülin kullanımına ihtiyaç duyulmadığı konusunu bilimsel boyutta değerlendiklerini söyledi. Deney hayvanları üzerinde yaptıkları birinci deneyde, kan şekerinin düşmediğinin gözlemlediğini kaydeden Yılmaz, birinci deneyin ardından 2. grup deneme de yaptıklarını ifade etti. Doç. Dr. Yılmaz, “”Bu deneyde de diyabet oluşturduğumuz deneklerin içme sularına çıra parçaları ilave ettik ve bu 6 hafta devam etti. Her hafta alınan kan örneklerinde kan şekeri ölçümlerinde kontrol diyabet grubuna göre çıra verilen diyabet grubunun kan şekerinde belirgin bir düzenleme olduğu gözledik. İleriki haftalarda şeker düzeylerinin düzenli olduğu görüldü”" diye konuştu. Yılmaz, deney sonuçlarının diyabet araştırmalarında kullanılabileceğini belirtti. ANTALYA – Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavisi süren küçük Tutku”nun “”idrar kası”" Sağlık Bakanlığı”ndan alınan izin ile botoksla felç edilerek, altına bağlanan bezden kurtulması sağlandı. Antalya”da yaşayan Tutku Nur”un omurgası anne karnındayken kapanamayınca omurilik dokusu kese halinde sırtında doğdu. Küçük Tutku”ya halk arasında “”açık omurga”", tıp dilinde ise “”spina bifida”" diye adlandırılan hastalığın en kötü hali olarak bilinen “”meningomiyelosel”" teşhisi konuldu. Doğumundan itibaren 6 cerrahi operasyon geçiren ve omurilik dokusu vücut içine alınan Tutku”nun belden aşağısı da doğumdan itibaren felç oldu. Belindeki kese nedeniyle “”nörojen mesanesi”" hastalığı da bulunan Tutku, bu nedenle idrarını tutamayarak, doğduğundan beri alt bezi kullanmak zorunda kaldı. Yaşanan sorun nedeniyle Sağlık Bakanlığı”ndan özel izin alan doktorları, küçük kızın idrar kasını botoks tedavisi ile felç ederek, bezden kurtulması için önemli bir adım attı. Akdeniz Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Selçuk Yücel, hastalığı nedeniyle Tutku Nur”un yıllardan beri mesanesini kendi isteğiyle değil, 4 ile 6 saatte bir kendini sondalayarak boşaltabildiğini söyledi. Sondanın boşaltım işleminden sonra çıkarıldığını ancak idrar kaçırma sorununun devamlılığı nedeniyle küçük kızın alt beziyle dolaştığını ifade eden Yücel, ilaç yardımıyla idrar kasının kasılmasını engelleyip idrar kaçırmasına son vermeye çalıştıklarını kaydetti. İlaç tedavisinin yanıt vermediğini vurgulayan Doç. Dr. Yücel, “”Sağlık Bakanlığı”nın izni ile mesaneye botoks uygulayarak idrar kasını felç ettik. Artık Tutku Nur”un bezlenmesine gerek yok. 4-6 saatte bir kendini sondalayarak mesanesini boşaltıp günlük hayatına devam edebilecek”" dedi. HASTALAR SOSYAL HAYATTAN KOPMAK ZORUNDA KALIYOR Yücel, bu gibi hastaların sosyal çevreye girememesinin en büyük nedeninin idrar kaçırma sorunu olduğunu vurgulayarak, “”Alt beziyle dolaştıkları için idrar kokusu çevreyi bu hastalardan uzaklaştırıyordu. Hastaların kendilerine güvenleri zedeleniyor, sosyal bir çevre edinemiyorlar. Tutku Nur artık tekerlekli sandalye de kullanarak normal yaşama dahil olabilir. Bu tedavinin en büyük kazanımı bizim için hastaların sosyal çevreyi kazanmaları”" diye konuştu. Tutku”nun annesi Aynur Nur da kızının arkadaş çevresi olmadığı için zamanını bilgisayar başında geçirdiğini dile getirerek, “”Mesanesini sonda yardımıyla boşaltıyordu ancak buna rağmen idrarını bezine damlatıyordu. Bezi sürekli ıslak oluyordu. Ancak şimdi idrarını kaçırmıyor, çok mutluyuz”" dedi.
OKULA GİTMEK İSTİYOR Kızının arkadaş edinmesi ve sosyal gelişimini sağlamak amacıyla bir devlet okulunda okul öncesi eğitim alması için Milli Eğitim Müdürlüğünden izin aldığını ancak altının bezli olması ve yürüyememesi nedeniyle öğretmenin sınıfa kabul etmediğini öne süren Aynur Nur, kızının altının bezlenmeyecek olmasının bundan sonra sosyal çevreye girmesi açısından büyük avantaj olacağını kaydetti. Tutku Nur da en büyük isteğinin okula gitmek olduğunu belirterek, ileride doktor olmak istediğini söyledi. KAYSERİ – Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Muammer Karagöz, Kayseri”nin Sarıoğlan ilçesine bağlı Muratbeyli köyünde yaşayan Zeliha Büyükköse”nin (33), boynunun sağ tarafındaki şişlikten şikâyetçi olarak kendilerine başvurduğunu belirtti. Karagöz, yapılan tetkikler sonucunda Büyükköse”ye halk arasında “tavşan ateşi” ya da “avcı hastalığı” olarak bilinen “Tularemi Hastalığı” teşhisi konulduğunu bildirdi. Tularemi hastalığının kene ısırması ya da enfekte hayvan dokularına temasla, kirli su veya yiyeceklerle bulaştığını anlatan Karagöz, “”Yüksek ateş ve boğaz ağrısı ilk bulgulardır. Dudak çevresinde küçük yaralar olabilir. Hastalık boyunda büyük bir lenf bezi büyümesi ile kendini belli eder”" dedi. NADİR GÖRÜLÜYOR, ZOR TEŞHİS EDİLİYOR Hastalığın bilinen klasik antibiyotik (penisilin, sefalosporinler) tedavilerine cevap vermediğini ifade eden Karagöz, Tularemi”nin diğer lenf bezi büyümesine neden olan hastalıklarla karıştırıldığına dikkati çekti. Hastaların yüzde 90″ının kulak-burun-boğaz şikâyetleriyle geldiğini vurgulayan Karagöz, “”Çok nadir görülebilen bulaşıcı bir hastalık olması nedeniyle tanısı zor konuluyor. Bu hastalarda geç konulan tanılarda komplikasyonlar nedeniyle ölümler olabiliyor”" dedi. Karagöz, boğazındaki şişlik şikâyeti üzerine kendilerine başvuran Büyükköse”nin 1 ay süren tedaviye rağmen şikâyetlerinin geçmemesinin, tularemi ihtimalini ortaya çıkardığını ifade ederek, “”Acıbadem Kayseri Hastanesi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Sümerkan”ın yönetiminde hastanın kan örnekleri Almanya”ya gönderildi. Gelen sonuç, bizim koyduğumuz tanıyı doğrulayan nitelikteydi ve hastalık tularemi olarak belirtildi”" diye konuştu. Bu tür şikâyetleri olan hastalarda mutlaka tularemi olabileceğinin de akla getirilmesi gerektiğini hatırlatan Karagöz, “”Bulaşma yolları açısından araştırılma yapılmalıdır. Bölgemizde nadir görülmekle birlikte bazen salgın çıkması mümkün”" dedi. ANKARA – Sağlık Bakanı Recep Akdağ, İstanbul”da 24 kişide kızamık hastalığı görüldüğünü ancak ülkede salgın olmadığını söyledi. 13 Ocakta görülen ilk vakanın, turistlere hizmet veren kuyumcuda çalışan bir kişi olduğunu belirten, hastaların tümünün yurt dışı kaynaklı virüsten etkilendiğini ifade eden Akdağ, geçmişte ülkede binlerce kişiyi etkileyen kızamık salgınları olduğunu, gerçekleştirdikleri aşılama programı sayesinde 2006″dan beri vaka sayısının yok denecek kadar azaldığını bildirdi. Akdağ, 2007-2010 yılları arasında 4 ile 7 kızamık vakası görüldüğünü, bunlara da dış kaynaklı virüslerin neden olduğunu belirterek, daha önce “”Türkiye”de kızamığın elimine edildiği, Avrupa”dan bulaşma olur diye korkuyoruz”" açıklaması yaptığını hatırlattı. Son vakaların da bu tür vakalar olduğunu vurgulayan Akdağ, hastalığın 1975 ile 1990 doğumlular arasında görüldüğünü, 1990 sonrasında doğanlarda vakaya rastlanmadığını kaydetti. Bakan Akdağ, bunun, bu yaş grubunda aşılama yapılmadığı anlamına geldiğini ifade ederek, konuyla ilgili bilim kurulunda tedbirlerin görüşüldüğünü, bu yaş grubundaki kişilerin aşılanıp aşılanmayacağının ele alındığını söyledi. Bakan Akdağ, “”Gerekirse 1975 ile 1990 arasında doğanları aşılayabiliriz”" dedi.
“Kızamığa ağıt” yakmıştı İstanbul”da kızamık vakası 24 oldu
“TEDBİR ALMAK ZORUNDAYIZ” Kızamık aşısının ilk dozunun bebekler 12 aylık olunca yapıldığını anımsatan Akdağ, bu yaş altındaki bebekler için risk oluşmaması amacıyla bölgelerde aile hekimlerinin uyarıldığını, gerekirse bu yerlerde 12. ayın altındaki bebeklere ilk doz aşının yapılabileceğini söyledi. Akdağ, “”Şu anda bir kızamık salgını yok, ama oluşmaması için gerekli tedbirleri almak zorundayız”" dedi. İstanbul”da Bağcılar, Güngören, Bahçelievler”in de aralarında bulunduğu 11 yerde vakaların görüldüğünü söyleyen Akdağ, aile hekimleriyle irtibata geçilerek bu riskli bölgelerdeki 5 yaş altında aşılanmamış çocukların tespit edilerek aşılanmasını istediklerini bildirdi.
Bu yazının kategorisi: Doğum,Hastalıklar
Takvim
May 2012
| M |
T |
W |
T |
F |
S |
S |
| « Jan |
|
|
| | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 |
| 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 |
| 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 |
| 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 |
| 28 | 29 | 30 | 31 |
|
En yeni yazılar
| |
Geri izle