Aritmik kalplere ritmik tedavi

February 26th, 2011

Kalp normalde dakikada 60-90 kez atıyor. Ancak ritim bozukluğunda nabız atışı dakikada 200’lere çıkabiliyor veya 40’lara kadar düşebiliyor. Bu durumda da tehlike çanları çalmaya başlıyor.

MALATYA – İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ramazan Özdemir, 6 aydan beri hastalarına kasık yerine bilekten anjiyo yöntemini uyguladıklarını söyledi.
Bilekten anjiyo yönteminde operasyonun 15 dakika sürdüğünü ve hastanın 1 saat sonra günlük hayatına devam edebildiğini belirten Özdemir, “”Bu işlemin en önemli özelliği, bilekteki damarın ince yapılı ve büzüşmeye müsait olması sebebiyle doktor açısında zor olması, ancak hasta için büyük bir konfor oluşturması”" diye konuştu.
Kasıktan yapılan anjiyolarda kanamalar ve şişmeler görüldüğünü, ancak bilekten anjiyoda bu tür sıkıntıların yaşanmadığını kaydeden Özdemir, şunları kaydetti:
“”Kasıktan damara girdiğimiz zaman çok büyük şişmeler ve kanamalar oluyor. Ameliyat sonrasında mutlaka 2-4 kilogram ağırlığında kum torbaları kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu da hasta için büyük bir sıkıntı. Ancak bilekten anjiyo da durum böyle değil. İşlem tamamlandıktan sonra hastanın bileğini sadece sargıyla sarmamız yeterli oluyor. İleriki günlerde de hastaya sıkıntı yaşatmıyor. Bu yöntemle sadece anjiyo değil stend yöntemini de uygulayabiliyoruz. Merkezimiz, Türkiye”de sayılı merkezlerden biri ve en fazla bilekten anjiyo yapan kardiyoloji ünitesine sahip. 30 kişilik ekibimizle ve iki anjiyografi ünitemizle günde ortalama 25-30 bilekten anjiyo yapılıyor. Mecbur kalmadıkça 6 aydan beri kasıktan anjiyo yöntemini kullanmıyoruz.”"
KONYA – Düzenli kan bağışı, pıhtılaşma sorunu karşısında etkili olduğundan kalp krizi geçirme olasılığını düşürüyor.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Narin, kan bağışı yapıldıktan sonra eksilen sıvı hacminin, damar dışındaki sıvının damar içine geçmesiyle kısa sürede karşılandığını söyledi.      

Hücrelerin yenilenme sürecinin yaklaşık 2 ay olduğunu belirten Narin, düzenli aralıklarla yapılan kan bağışının sağlık açısından herhangi bir sakıncası olmadığı gibi, aksine bir çok yararının da bulunduğuna dikkat çekti.        
Kan bağışının, kilo aldırma, zayıflatma, halsiz bırakma, kaşıntı ve bağımlılık gibi yan etkilerinin bulunmadığını ifade eden Narin, ancak kişinin kan verip vermeme konusunda doktorlara danışması gerektiğini dile getirdi.
       
KALP KRİZİNE KARŞI KAN BAĞIŞI
Sağlıklı bir kişinin kan vermesinin, kalp krizi geçirme ihtimalini de önemli ölçüde azalttığını vurgulayan Narin, şunları kaydetti:       
“”Kalp krizi geçirmenin en önemli risk etmenlerinden biri, kanın akışkanlığının azalması, koyulaşmasıdır. Özellikle sigara içen akciğer hastalığı olan, yüksek rakımda yaşayan ya da yapısal olarak kan değerleri yüksek olan kişilerde kanın pıhtılaşmaya eğilimi artmaktadır. Bu nedenle sağlıklı bir kişinin yılda 2 ile 4 kez arasında kan vermesi, kanın akışkanlığının artmasını sağlayarak olası pıhtılaşma sorunundan koruyor, kalp krizi geçirme olasılığını düşürüyor.”"        
Narin, teşhis edilmiş kalp ve damar hastalığı olanların kan bağışı yapmalarının sakıncalı olabileceğini, bu konuda dikkatli davranmalarının kendileri açısından daha yararlı olabileceğini bildirdi.        
Özellikle kan değerleri (Hematokrit) iyi olan sağlıklı kişiler için kan bağışının faydalı olduğunu anlatan Narin, baş ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıklarının da giderilmesinde kan bağışının çok büyük katkısı olduğunu sözlerine ekledi.
ANKARA – Uzmanlar, yeni teknolojinin sunduğu kan sulandırıcı ilaçların en az daha önceden kullanılan ilaç kadar etkin olduğunu, bununla birlikte kan sulanma düzeyinin takibi gerektirmediğinden hem hasta, hem de izleyen doktora yüksek konfor sağladığını belirtiyor.
Kardiyolog Doç. Dr. Erdem Diker, atriyal fibrilasyonun klinik uygulamada en sık görülen ve hastaneye yatış nedenleri arasında en başta yer alan, hatta ölüm nedenleri içinde ilk sıralarda bulunan bir hastalık olduğunu söyledi.
Ritim bozukluğunun inme (felç) riskini de artırdığını vurgulayan Diker, Türkiye”de her yıl yaklaşık 200 bin kişide inme görüldüğünü belirtti. Diker, yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte bu riskin her geçen gün daha da arttığına dikkati çekerek, “”Bu felçlerin yüzde 70″i yeni, yüzde 30″u ise eskiden felç geçiren hastaların tekrar felç olması şeklindedir. Tüm felçlerin dörtte üçü 65 yaşın üzerindedir. 55 yaşın üzerinde her 10 yılda bir kişinin felç geçirme yaşı 2 katına çıkmaktadır”" dedi.
ABD”de her 40 saniyede bir kişinin felç geçirdiğini ifade eden Diker, 40 yaşında birinin bu yaşından itibaren hayatı izlendiğinde bu kişiler arasından üç kişiden birinde kalp ve damar hastalığı ile karşılaşıldığını, dörtte birinde de kalp ritim bozukluğu ortaya çıktığını söyledi.
Diker, kalp ritim bozukluğu bulunan hastalardaki pıhtıların yaklaşık yarısının beyine gidip inmeye yol açarken, diğer yarısının vücudun diğer organlarına gidip (böbrek, bağırsak, kalp) problemlere yol açabildiğine işaret etti. Kalp ritim bozukluğunun, ek bir kalp hastalığının da olduğu durumlarda kalbin pompalama gücünde yaklaşık yüzde 20-30 azalmaya neden olabildiğini ifade eden Diker, “”Uzun dönemde yüksek kalp hızı ile beraber olan kalp ritim bozukluğu, kalp yetmezliğine yol açabilir”" uyarısında bulundu.
Diker, hastalığın altında, yüksek kan basıncı (hipertansiyon), koroner arter hastalığı, kalp kapak hastalıkları (özellikle mitral darlığı), tiroid bezi hastalıkları, kalp cerrahisi, kronik akciğer hastalıklar (amfizem, astım gibi), kalp yetmezliği, kalp yetmezliğine yol açan kalp kası hastalığı, doğumsal kalp hastalıkları, akciğer damarları içinde pıhtı gitmesi, kalp dış zarının iltihabı gibi sorunların yattığını söyledi.
Kalp ritim bozukluğu bulunan hastaların en az yüzde 10″unda altta yatan bir kalp hastalığı saptanamadığını ifade eden Diker, “”Alkol veya aşırı kafein kullanımı, stres, bazı ilaçlar, metabolik bozukluklar veya ağır enfeksiyonlar da etkili olabilir. Bazı hastalarda ise hiçbir neden bulunamaz”" dedi.
Diker, hastalığın çarpıntı başta olmak üzere enerji kaybı ve yorgunluk, sersemlik hissi, bayılacak gibi olma veya baş dönmesi, göğüste rahatsızlık hissi (ağrı, basınç veya huzursuzluk) ve nefes darlığı (günlük aktivitelerle hissedilen nefes darlığı) ile kendini gösterdiğine işaret etti.
PIHTI ATMASI NEDENİYLE FELCE NEDEN OLUYOR
Diker, kalp ritim bozukluğunun ciddi bir hastalık olduğunu, ancak tam bir tedavi yöntemi bulunmadığını dile getirdi. Kalp ritim bozukluğu bulanan hastalarda, çok sık çarpıntı şikâyeti olduğunu anlatan Diker, “”Özellikle 50 yaşın üzerindeki hastalarda en sık çarpıntı nedenidir. Kaygı ve endişeyi artırır, hastanın yaşam kalitesini bozar, çevresindekileri huzursuz eder. Sık sık acil servislere müracaattı gerektirir”" diye konuştu.
Bunun dışında “”pıhtı atması nedeniyle felce neden olduğunu”" vurgulayan Diker, ” Atriyal fibrilasyon şeklinde kalp ritim bozukluğu olan bir kişinin, hayatı boyunca felç geçirme riski yüzde 30″dur. Bu, toplum sağlığı açısından çok ciddi bir orandır. Kişi, felç sırasında ölebilir ya da kalıcı arıza bırakabilir”" dedi.
Diker, atriyal fibrilasyonun tüm dünyada görülme sıklığının ortalama yüzde bir olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“”Türkiye”de hastalığın görülme sıklığı ise 0-80 yaş aralığında 1.25″tir. 50 yaşın üzerine çıkıldığında bu oran yüzde 2-3″tür. 80 yaşın üzerinde ise yüzde 10″lara ulaşmaktadır. Bunun üçte birinin inme geçirdiğini düşünüldüğünde, Türkiye”de yılda 200 bin kişi felç geçirmektedir. Bunların da yaklaşık yüzde 25″i ritim bozukluğuna bağlı ortaya çıkmaktadır.”"
KOYU YAPRAKLI YEŞİLLİK, İLACIN ETKİSİNİ AZALTIYOR
Kalp ritim bozukluğunu ortadan kaldıracak bir tedavi metodu olmadığını vurgulayan Diker, şunları kaydetti:
“”Eskiden bu hastalığın bir tedavi metodu yok iken, şimdi yeni tedavi metotları gündeme geldi. Eskiden bu hastalık için kullanılan tek bir ilaç vardı. Bu ilaç, önceleri fare zehiri olarak kullanılmış, daha sonra pıhtılaşmayı önlediği fark edilince insanlarda da felçleri önlemek amacıyla uygulanmaya başlanmış. Mevcut tedavide, söz konusu ilaç, her gün belli dozlarda hasta tarafından kullanılarak, beyne pıhtı atma riski azaltılıyordu. Ancak ilaç, kanı sulandırdığından kanama riski yaratıyor ve bunun için de hastanın sürekli kan düzeyinin ölçülmesi gerekiyor. Bu amaçla hastanın düzenli olarak haftada bir veya ayda bir kan vermesi, belli testleri yaptırması, buna göre tekrar doz ayarlaması yapılması gerekiyor. İlaç, aynı zamanda yenilen yiyeceklerle de etkileşiyor. Örneğin, koyu yapraklı yeşillik yendiğinde ilacın pıhtı atma önleyici etkisi azalırken, romatizma ilacı ile birlikte kullanıldığında hastada bir anda mide ya da burun kanamasına yol açabiliyor.”"
ARTIK TEDAVİ MÜMKÜN
Diker, tıpta son teknolojide gelinen noktada yeni geliştirilen bazı ilaçlarla hastalığın olma ihtimali ve bunun riskleri azaltılabildiğini söyledi. Tıpta “”Antiaritmik”" olarak tanımlanan ilaçların, kalpteki düzensiz elektriksel aktiviteye bağlı anormal kalp ritimlerini tedavi etmek için kullanıldığını belirten Diker, bunun dışında kanın pıhtılaşmasını önleyici ilaçların da kullanılmaya başlandığını ifade etti. Diker, “”bu ilaçların en az daha önceden kullanılan ilaç kadar etkinliği olduğunu, bununla birlikte kan sulanma düzeyinin de takip edilmesine de ihtiyaç bırakmadığını”" vurguladı.
Son ilaçların, hem hastaya hem de hasta yakınlarına konfor sağladığını dile getiren Diker, ilaç yöntemlerinin dışında kalp içerisinde yakma tedavileri uygulandığını anlattı. Diker, “”Bunlarla ritim bozukluğu ortadan kaldırılıyor. Yeni teknolojinin sunduğu ilaçlarla artık hem ritim bozukluğu, hem pıhtı atması önlenebiliyor, hem de ritim bozukluğunu ortadan kaldıracak ilaç dışı yöntemler uygulanabiliyor”" diye konuştu.
İSTANBUL – Kocaeli”den İzmir’e ambulans helikopterle sevk edilen ve yapay kalp takılan en küçük ikinci bebek olan Çiğdem Gürler, yapay kalpli üç çocuk hastanın yanında yerini aldı.
Hürriyet’in haberine göre, Kocaeli’de yaşayan Çiğdem’in kalbinde üfürüm olduğu 4 aylıkken belirlendi. Gürler çifti, minik bebeklerini Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne, oradan İstanbul’a bir özel hastaneye götürdü. Mitral kapak yetersizliği tanısı konulan minik Çiğdem, geçen aralık ayında özel hastanede kapak tamir ameliyatı geçirdi. İyi geçtiği söylenen ameliyattan 20 gün sonra taburcu edilen Çiğdem, bir hafta sonraki kontrolde de iyi bulundu.
Ancak bu durum uzun sürmedi, 5 gün sonra solunum yetmezliği nedeniyle yine hastanelik olup İstanbul’a götürülen Çiğdem, yoğun bakımda kaldı. Baba Gürler, “Tam bir yıldır kızımın sorununa çare arıyoruz. Küçük olduğu için kalp kapağı değiştirilemiyor. Tamir önerildi. Ama ondan sonra durumu daha kötüleşti, kapaklar çalışmadığı için kalp yetmezliği oldu. En son 20 gün yoğun bakımda kalan kızımı 5 Şubat’ta hava ambulansıyla İzmir’e sevk ettiler. Biz gecikir diye endişe ediyorduk, yapay kalp erken temin edildi. 10 Şubat’ta da yapay kalbe bağlandı. Şimdi yoğun bakımda, durumu iyi” diye konuştu.
Baba Gürler, yapay kalp takılan üç çocuk hastanın kızı Çiğdem’i yoğun bakımda ziyaret ettiğini belirterek, “Bizi de onlar gibi maraton bekliyor. Hastane süreci uzun, kalp bulunana, nakil olana kadar anne çocuk gözetim altında kalacak. Vatandaşlarımızdan organ bağışı konusunda daha duyarlı olmalarını, yardımcı olmalarını istiyoruz. Yapay kalpli çocuklar yoğun bakıma inip Çiğdem’i ziyaret ettiler, onlar da kalp bekliyorlar bir an önce hastane ortamından kurtulup ailelerinin yanına gitmek istiyorlar” dedi.
YAPAY KALPLİ İLK KIZ BEBEK
Minik Çiğdem, yapay kalpli ilk kız bebek hasta olarak kalp nakli bekleyen hastaların yeni yaşam merkezi haline gelen Ege Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği’nde yerini aldı. Çiğdem, yetişkinlere takılan çantada taşınabilir büyüklükteki ve minyatürize yapay kalpler takılamadığı için 150 kiloluk cihazlara bağlanan ve bu yüzden hastaneden dışarı çıkamayan 3 yaşındaki Hamdullah Kanat, 10 yaşındaki Barış Keklik ve 6 yaşındaki Hasan Hüseyin Demirel’e arkadaş olacak.
Öte yandan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı, Kalp Nakil Programı Sorumlusu Prof. Dr. Mustafa Özbaran, Çiğdem’i yapay kalple hayata bağladıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Çiğdem, yapay kalp taktığımız ikinci en küçük hastamız. Çocuğun son dönemleriydi, herhangi bir müdahale olmasaydı şu an kaybetmiş olacaktık. Ona da dışarıdan destekli uzun süreli kalp destek cihazı taktık. Çok yeni ama her şey olağan gidiyor. Bundan sonra da hızla kilo alma sürecine girer. Yapay kalp takılan hasta sayımız artıyor, bunun iki nedeni var. Geçen yıla nazaran daha hızlı ivmeyle kalp nakli sayımız artıyor, kalp bulunuyor, takıyoruz. Geçen ay iki tane yaptık. Böyle giderse 25-30’a yakın kalp takacağız. Kalp destek cihazlarında takılmasında Türkiye’de tek gibiyiz. O nedenle İstanbul’dan da başka bölgelerden de hastalar direk olarak buraya gönderiliyor.

Sadece Ege Bölgesi’nin değil, abartılı da olsa Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Bursa’dan, Urfa’dan, Kütahya’dan gelen yapay kalp taktığımız hastalarımız var. Ege’den hasta sayımız yüzde 30 civarında. Dilerim diğer merkezlerde bu hizmetler arttıkça bizim iş yükümüz azalacak. Hastaları transplanta taşıma, yaşatma oranlarımız yüksek olduğu için de bir miktar tercih ediliyoruz herhalde. Kalp nakli bekleyen 67 hastamız var, bunların 20 kadarı kalp destek cihazına bağlı. Organ bağışı konusunda bazen toplumda dönemsel gevşemeler oluyor. Ama organ başığı kutsal, bir can vermek Allah’a mahsus, öyle bir olgunlukla öyle bir durumda bağış yapmak da ulvi bir duygu.”
İSTANBUL – Halı sahada arkadaşlarıyla futbol oynarken göğüs ağrısından yakınan ve kalp krizi geçirdiği tespit edilen Rıdvan Dilmen, sağlığına kavuştu.
Tedavi gördüğü Acıbadem Maslak Hastanesi’nde yoğun bakımdan çıkan spor yazarı ve yorumcusu Rıdvan Dilmen, aslında 2 yıl önce yaptırdığı check-up programında kalbinin uyarı sinyallerini aldığını belirtti. Ancak önerilen ilaç tedavisini düzenli olarak uygulamadığı ve spor yaparken bazı önemli kurallara dikkat etmediği için bu rahatsızlığı yaşadığını belirten Rıdvan Dilmen, “Bu bana ders oldu, ben de başkasına ders olmalıyım. Benim durumum herkese örnek olmalı. Sporu mutlaka profesyonel olarak yapmanız gerekmiyor. Amatörce de yapsanız, spora başlamadan önce check-up’tan geçmenizde ve doktorunuzun önerilerini yerine getirmenizde yüzde 100 fayda var” dedi.
BİR DAMARIN TIKALI OLDUĞU TESPİT EDİLMİŞTİ
Göğüs ağrısı yakınması nedeniyle yapılan tetkiklerde kalbin alt duvarını besleyen damarın tıkalı olduğu tespit edilen Rıdvan Dilmen’e, Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Akyol tarafından stent uygulaması yapılmıştı.
Takip altında tutulduğu koroner yoğun bakım ünitesinden çıkarılan ve servise alınan Dilmen, bundan 2 yıl önce yaptırdığı check-up’ın sonuçlarını şöyle aktardı: “Check-up sonucunda genetik olarak riskli grupta yer aldığım, kötü huylu kolesterol LDL’nin yüksek, iyi huylu kolesterol HDL’nin düşük ve bir damarımın da yüzde 30 oranında tıkalı olduğu tespit edilmişti. Alınan sonuçlar doğrultusunda kolesterol için ilaç tedavine karar verilmiş ve yaşam alışkanlıklarım için bana bazı önerilerde bulunulmuştu. Ancak maalesef ilaçlarımı düzenli olarak kullanamadım ve spor yaparken bazı önemli noktalara dikkat etmedim.”
SPORUN KURALLARINA DİKKAT EDİLMELİ!
Profesyonel futbol hayatını bıraktıktan sonra uykusuna ve beslenme tarzına özen göstermeye devam ettiğini belirten Rıdvan Dilmen, spor yaparken dikkat etmediği noktaları şöyle anlattı:
“Futbol çok ağır ve kısa dönemde kalbin çok yorulduğu bir spordur aslında. Futbol hayatın sona erdiğinde kalbin sana faydası da olur, zararı da. Kendim önlem almadığım için bu rahatsızlığı yaşadım. Çünkü sporu doğru yapmıyordum. Mesela yürüyüş veya fitness yapmadan, ayda bir, doğrudan futbol müsabakasına katılıyordum. Bu da tabi sağlıklı değil, çünkü futbol ağır bir spor olduğu için ön hazırlık yapmadan, hazımsız bir şekilde müsabaka oynamak vücuda zarar verebiliyor.”
ÇOCUKLARA DA SPOR ÖNCESİNDE CHECK-UP YAPTIRILSIN
Bir süredir futbol oynayan çocuklara da eğitmenlik yaptığını ifade eden Dilmen sözlerini şöyle noktaladı:
“Ailelerden de çocuklarını spora başlatmadan önce mutlaka en ince ayrıntısına kadar doktor kontrolünden geçirmelerini istiyorum ki onlarla rahat ilgilenebilelim, içimiz rahat olsun.”
İSTANBUL – Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, gıda üreticilerince şekerden daha ucuz olduğu için tercih edilen mısır şurubu şerbetinin, kalp ve damar sağlığını önemli ölçüde tehdit ettiğini belirtti.
Mısır şurubu şerbetinin, kalp ve damar sağlığı üzerindeki etkilerini anlatan Prof. Dr. Bingür Sönmez, şurubun, mısır nişastasının glikoz ve fruktoza dönüştürülmesiyle elde edildiğini ve şeker pancarından sağlanan şekerden hem daha tatlı hem de daha ucuz olduğunu ifade etti.
Mısır şurubunun bu özellikleriyle tatlı sektöründe imalatçılar tarafından tercih edildiğini aktaran Sönmez, batılı ülkelerde mısır şurubu kullanımı için kotalar bulunduğunu, ABD”de yüzde 2, Almanya”da yüzde 8, Fransa”da yüzde 5 olan bu oranın, Türkiye”de yüzde 15 olduğunu vurguladı ve mısır şurubunun, doymayan şişmanlar yarattığını söyledi.
Şeker pancarından elde edilen çay şekerinin yüzde 50 glukoz ve yüzde 50 fruktozdan oluştuğunu, mısır şurubunda bu oranın fruktoz lehine artarak yüzde 80″i bulduğunu ifade eden Sönmez, glukoza göre daha kuvvetli bir tatlandırıcı olan fruktozun emilerek karaciğere geldikten sonra metabolize edilmek için insüline gerek duymadığını ve hızla trigliseride dönüşerek depo yağ haline geldiğini bildirdi.
Fazla fruktoz kullanılan hayvanlarda obezite, diyabet, kan yağları yüksekliği, karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon ve koroner kalp hastalıklarının görüldüğüne işaret eden Sönmez, son 30 yılda şeker pancarından elde edilen şeker yerine mısır şurubu şerbeti kullanılmasının obezite ve buna bağlı hastalıkların salgın şeklinde ortaya çıkmasına neden olduğunu belirtti.
NBSŞ”" VE “”NBŞ”" İBARELERİNE DİKKAT
Sönmez, obezite sonucu oluşan insülin direncinin de reaktif hipoglisemi ve açlık duygusuna neden olarak, sürekli yemek yiyen ve doymayan şişmanlar yarattığına işaret ederek, bisküvi, kolalı içecekler, şekerlemeler, çikolata, gofret, ucuz hamur işi tatlılar, hazır pasta ve keklerde şuursuzca mısır şurubu şerbeti kullanıldığını ve bilgi olarak sadece “”Nişasta Bazlı Sıvı Şeker”" ifadesinin baş harfleri, “”NBSŞ” hatta sadece “”NBŞ”" ibaresinin bulunduğunu kaydetti.
Kimyasal tatlandırıcılardan aspartam ve sakarinin diyet kola, meyve suları, hamur işi tatlılar, şekerlemeler, dondurma, reçel, jöle, marmelat, reçel, helva, sütlü tatlılar gibi birçok yiyecekte kullanıldığını da bildiren Sönmez, şekerden 200 kat daha fazla tat veren aspartamın hipoglisemiye neden olduğunu vurguladı.
ÇİN LOKANTALARINDAKİ LEZZETİN SIRRI
Prof. Dr. Sönmez, özellikle Çin lokantalarında lezzet ve iştahı arttırmak için kullanılan Mono Sodyum Glutamat (MSG) adlı tuzun, iştah ve doyma merkezini etkileyerek yenilen maddeden daha çok yenmesini sağladığına da dikkati çekerek, kalp sağlığının yanı sıra birçok rahatsızlığa neden olan MSG”li yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini de kaydetti.
İSTANBUL – ABD’nin San Diego Üniversitesi’nde geliştirilen teknolojiyle, damarlara enjekte edilen “floresan sıvı” sayesinde doktorlar, ameliyat esnasında en ince damarlara ve en ince sinirlere kadar her şeyi görebilecekler.
Habertürk’te yer alan habere göre, floresan sıvı, sinirlerin ameliyat esnasında parlayarak görünmesini sağlayacak ve kalıcı hasarlara neden olan dikkatsizlikler azalmış olacak.

Bilim adamlarının uzun zamandır üzerinde çalıştığı bu buluş, fareler üzerinde denendi ve olumlu sonuç alındı. Şimdiki hedef sıvıyı insanlar üzerinde denemek.
ANKARA – Bacaklara sarılan manşonlarla kalp ritmi ile senkronize şekilde yüksek basınçlı hava verilen “”Enhanced External Counter Pulsation (EECP)”" yöntemi, kılcal damarları kuvvetlendirerek kalp kasının daha iyi beslenmesini sağlıyor.
By-bass ya da balon tedavisi yapılamayacak kalp hastalarına ve kalp nakline uygun olmayan hastalara umut ışığı olan yöntem, diyabet, solunum ya da böbrek yetersizliği gibi eşlik eden sağlık sorunları bulunan hastalarda başarı ile uygulanıyor.
Günde birer saatten toplam 35 seans uygulanan yöntem, tamamen ayaktan tedavi esasına dayanıyor. Seansı tamamlandıktan hemen sonra günlük yaşamına dönebilen hastanın, seansları tamamlandığında yaşam kalitesi artıyor, anjin ataklarının görülme sıklığı azalıyor, daha az ilaç gereksinimi duyuyor, sosyal ve iş yaşamına dönebiliyor.
Medicana Intarnational Ankara Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı hekimlerinden Doç. Dr. Erdem Diker, EECP yönteminin, bacaklara tansiyon aletinin manşonları gibi hızla hava dolan ve boşalan hava torbalarının sarılarak, kalp ritmi ile senkronize şekilde bu torbaların yüksek basınçlı hava ile dolup boşalması esasına dayandığını söyledi.
Yöntemin, koroner arter hastalıklarında ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan bir tedavi olduğunu anlatan Diker, “”Yöntem, by–pass veya balon tedavisi görmüş ancak tekrar damar tıkanması gelişmiş hastalarda, bütün ilaçlarını aldığı halde veya girişimsel tedaviler yapıldığı halde göğüs ağrısı veya nefes darlığı devam eden hastalarda başarı ile uygulanıyor”" dedi.
Yöntemin göğüs ağrısı şikâyeti olan ancak ilaçlara ya da başka bir tedaviye cevap vermeyen, yapılacak başka bir tedavi seçeneği bulunmayan kalp hastalarda da etkili olduğunu belirten Diker, EECP”nin kalp yetmezliği hastalarına uygulandığında olumlu etki yaptığını söyledi.
Diker, kalp yetmezliğinin, tamamen düzeltilmesinin mümkün olmadığını, tedavi protokolünde ancak şikâyetleri azaltacak, bir miktarda da hayatı uzatacak ilaçların bulunduğunu ifade ederek, bu durumda ilaç dışı tedavi metotlarının devreye girdiğini dile getirdi. Bu tip hastaların kalbine pil yerleştirildiğini, bundan da fayda sağlanamadığında ya da hastanın pil tedavisine uygun olmaması halinde kalp naklinin söz konusu olduğunu ifade eden Diker, “”Eğer, hasta bu müdahaleye de uygun değilse EECP deneniyor”" diye konuştu.
Diker, EECP yönteminin, her kalp yetmezliği tanısı konulan hasta için uygun bir tedavi seçeneği olmadığını vurgulayarak, tedaviden ancak seçilmiş hastaların yararlanabildiğini söyledi.
GÖĞÜS AĞRISI ATAKLARININ GÖRÜLME SIKLIĞI AZALIYOR
EECP tedavisinden sonra hastaların yaşam kalitelerinin arttığını belirten Diker”in verdiği bilgiye göre, hastalar tedavi sonrasında ağırlık taşıyabiliyor, göğüs ağrısı ataklarının görülme sıklığı azalıyor, daha az ilaç gereksinimi duyuyor, sosyal ve iş yaşamına dönebiliyor, kendilerine güven kazanıyor ve egzersiz yapabilir hale gelebiliyor.
Tedavi esnasında kılcal damarlar kuvvetlendirildiğinden kalp kasının daha iyi beslenmesi sağlanıyor. Bilimsel çalışmalar esas alındığında başarı oranı yüzde 80″lerin üzerine çıkıyor. EECP tedavisi hastalarının 5 yıl içerisinde tekrar şikâyet etme oranı da düşüyor.
MODERN TEDAVİYLE CEVAP ALINAMADIĞINDA EECP
Ortalama 5 hafta süren tedavide, kalp damarlarının kolleteral dolaşımının artırılması amaçlanan yöntem, mevcut tedavi yöntemlerinden faydalanamayan hastalar için umut ışığı oluyor.
Örneğin, bazı kalp damar hastalarının damarları, balon ve stenle açılabiliyor, kalp damarlarını köprülemek için by-pass yapılabiliyor ve bunlar ilaç tedavisi ile destekleniyor. İlaçlar, kalbin oksijen tüketimini azaltıyor, kalbin beslenme düzeyini yükseltiyor, dolayısıyla göğüs ağrısı şikâyetini ortadan kaldırmaya çalışıyor.
Kişinin kalp damarlarında hastalık ve göğüs ağrısı şikâyeti bulunması halinde mevcut yöntemlerden bir tanesiyle tedavi görebiliyor. Bu tedavi metotları tek tek ya da birlikte de uygulanabiliyor. Ancak, kimi zaman öyle bir noktaya geliniyor ki hastanın, teknik olarak artık herhangi bir damarına balon ya da stent yapılamıyor. Bir daha by-pass yapılması mümkün olmuyor ya da damar yapısı itibariyle zaten by-passa hiçbir zaman uygun olamıyor. Maksimum dozda ilaç veriliyor, ancak buna rağmen kalp damarlarındaki darlığa bağlı göğüs ağrıları devam edebiliyor. Hastaya, hiçbir müdahale yapılamıyor. Hiçbir modern tedaviyle cevap alınamadığında EECP denilen tedavi yöntemi uygulanabiliyor.
NASIL UYGULANIYOR?
Yöntem, tamamen ayaktan tedavi esasına dayanıyor. Bir hasta için toplam 35 seans uygulanıyor. Her seans yaklaşık bir saat sürüyor.
Uygulama öncesinde, mutlaka hastadan “”tedavi için bir sakınca yoktur”" raporunu belgelemesi gerekiyor. Raporda, kişinin yüksek tansiyonunun bulunmaması, ayak damarlarında damar tıkanıklığı olmaması, son dönem (terminal) kalp yetmezliğinin olmaması şart koşuluyor. Hasta, bu aşamadan sonra bir programa alınıyor ve röntgen masasına benzeyen ancak çok daha konforlu bir masaya yatırılıyor. Hastanın bacaklarına ve kalçasına içine hızla yüksek havanın girip çıktığı özel plastik torbalarla (manşonlar) sarılıyor. Hastanın kol ve bacaklarına sarılan manşonlar, kalp atımı ile senkronize olacak 200 milimetre civa basıncına kadar şişiyor ve iniyor. Kalbin kasılma anında, kan vücutta rahatça ilerlesin diye torbalar boşalıyor, kalbin gevşeme anında ise şişiyor. Böylece, manşonların şişmesi ile kan kalbe hızla gönderiliyor.
GERİ ÖDEME LİSTESİNDE YOK
Her yaş grubuna uygulanabilen yöntem, ilk seansta hastalarda biraz huzursuzluğa yol açabiliyor. Hasta alıştıktan sonra çoğunlukla hastalar seans süresince uyuyor. Uygulama, birbirine takip eden 35 gün devam ediyor. Tedavi sonrasında hasta, günlük yaşantısına devam edebiliyor. Seanslar tamamlandığında, tedaviden objektif fayda elde ediliyor.
Tedavi ilk uygulanmaya başlandığında bilimsel olarak fayda sağladığı ispatlanmadığından Türkiye”de Sosyal Güvenlik Kurumu”nun geri ödeme listesinde yer almazken, artık bilimsel olarak ispatlanan yöntemin ilerleyen günlerde geri ödeme kapsamına alınması bekleniyor. Yöntem ilk kez Ankara’da, Medicana Ankara International Hastanesinde uygulanmaya başlanacak.
Yöntem, 1995 yılında FDA (Food&Drug Administration) Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi tarafından onaylanmasından sonra Amerika”da yaygın olarak uygulanıyor. EECP, günümüzde Amerika”da bini aşkın üniversite veya özel hastanede rutin klinik kullanımda bulunuyor ve birçok Avrupa ülkesinde uygulanıyor.
RIDVAN DİLMEN DE GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE ANJİYO OLMUŞTU
Kalp rahatsızlıklarının çeşitli meslek grubundan birçok kişiyi tehdit ettiği günümüzde, spor yazarı ve yorumcu eski milli futbolculardan Rıdvan Dilmen de geçtiğimiz günlerde anjiyo olmuştu.
Rahatsızlanan Dilmen, kalp krizi ön tanısıyla saat 14.00″te Maslak Acıbadem Hastanesi’ne kaldırılmış ve burada yapılan kontrolde Dilmen”in kalp sağ damarının tıkalı olduğu tespit edilmişti. Dilmen”e, Doç. Dr. Ahmet Akyol tarafından anjiyo yapılarak sağ damarına stent takılmıştı.
Hastanenin koroner yoğun bakım servisinde kontrol altında tutulan Dilmen”in hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtilmişti.
İZMİR – Kardiyoloji alanındaki son yeniliklere ilişkin açıklamalarda bulunan Tınaztepe Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ozan Kınay, ülkemizdeki birçok merkezin, akut miyokart enfarktüs, yani kalp krizi esnasında bile işlem yapabilecek ve bu anlamda Avrupa ile rahat yarışabilecek kapasitede olduğunu söyledi.
Son yıllarda kardiyoloji alanındaki gelişmeleri “”baş döndürücü”" şeklinde değerlendiren Doç. Dr. Kınay, özellikle stent ile damar açma işlemlerinde ilaç salınımlı stentlerin yeniden daralma ihtimalini azaltmasının çok önemli çığır açtığını, çünkü eskiden sadece kalp cerrahisiyle kapatılabilen, doğuştan gelen kalp deliklerinin, küçük ve kalbe kasıktan sokulan bir katedalle adeta “”yamandığını”" ifade etti.
4 DAKİKADA ANJİYO, 20 DAKİKADA STENT
Doç. Dr. Ozan Kınay, günümüzde tanısal anjiyografinin 3-4 dakika, ekstra komplike bir durum olmaması halinde, balon stent işlemlerinin de yaklaşık 20 dakika içinde gerçekleştirilebildiğini belirterek, “”Nispeten konforlu ve kısa süreli olduğu için neredeyse akciğer filmi ya da tomografi gibi bir işlem haline geldi. Eskiden epey ritüelleri olan bir işlemdi. Hatta ameliyat olarak algılanırdı. Fakat bu tamamıyla değişti”" şeklinde konuştu.
Eskiden by-pass, yani ameliyatla tedavi edilen birçok damar yapısının günümüzde stentle tedavi edilmesinin, hastayı bayıltmadan dahi, dakikalar içerisinde birkaç gün yoğun bakımda, 7-8 gün hastanede kalmayı gerektiren bir ameliyatın yerine geçebilir hale geldiğini dile getiren Kınay, “”Bu tabii, her anatomide balon stent uygulanacak anlamına gelmez, cerrahinin mutlak gerektiği durumlar olabiliyor. Ama 5 sene öncesini hatırladığımızda ameliyata vermek zorunda olduğumuz birçok vakayı, şu anda göğsünü yardırmadan balon stent yoluyla halledebiliyoruz”" dedi.
TÜRKİYE”DE OLMAYAN TEKNOLOJİ YOK
Doç. Dr. Kınay, ülkemizde giderek artan sayıdaki merkezde yedi gün 24 saat, kalp krizi esnasında bile damar açma işlemlerinin yapıldığını kaydederek, şöyle devam etti:
“”Ülkemizdeki birçok merkez, akut miyokart enfarktüs, yani kalp krizi esnasında bile işlem yapabilecek işlem yapabilecek ve Avrupa ile rahat yarışabilecek bir kapasitede. Türkiye”nin bazı merkezleri dünyayla başa baş gitmektedir. Önemli olan bunu yaygınlaştırmak. Yurtdışında gittiğimiz, gördüğümüz kongrelerde de gördüğümüz gibi, dünyada olup Türkiye”de olmayan bir teknoloji yok. Hele ki doğumuzdaki ülkelerle kıyaslarsak onların en az 30-40 sene önündeyiz. Bazı merkezlerimiz de Avrupa ve Amerika ile eş zamanlıyız. Ülkemizde şu marka stentimiz, bu katedalimiz olsa diyebileceğimiz bir durum yok. Hatta ülkemizde üretilen stentler ve katedaller var. Hekim kalitesi de gelişmiş ülkelerle aynı seviyede. Az gelişmiş ülkelerden ise bize hasta geldiği gibi, bizden de olayı öğretmek için hekim, öğretim üyesi transferleri oluyor. Avrupa”dan da hasta geliyor. Özellikle İngiltere”deki sağlık sistemi nedeniyle hastalar ciddi sürelerde beklemelere neden oluyor. Önümüzdeki süreçte İngiltere”den çok sayıda hasta ithal ediyor olacağız.”"
İSTANBUL – Kalp hastalarının uçuştan önce bir kardiyolog tarafından değerlendirilmesinde fayda olduğunu söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Gençbay, “Gerekirse hastaya efor testi ve kan sulandırıcı iğne yapılabilir” diyor.
Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Gençbay, uçakla yolculuk yapması gereken kalp hastalarına, sorunsuz bir seyahat geçirmeleri için alabilecekleri önlemleri anlattı ve şu tavsiyelerde bulundu:
• Uçuş sırasında görülen tıbbi acillerin en sık nedenlerinden biri kalbe ait sorunlardır. Birinci sırada “vazovagal senkop” denilen, ani kan basıncı düşmesine bağlı bilinç yitimleri, ikinci sırada ise doğrudan kalbe ait nedenler gelmektedir. İyi tarafı, tüm uçuşlar dikkate alındığında sıklığı oldukça düşüktür. Arşiv verilerine göre, toplam 1 milyon uçuşta 8 tıbbi acil olay olmakta ve bunların yüzde 20’si kalbe ait sorunlardan kaynaklanmaktadır.
• İşin kötü tarafı ise kalbe ait tıbbi acillerin sıklıkla ölümcül olabilmeleridir. 1996-1997 yılları arasında kaydedilen 1.4 milyon uçuşta görülen 15 yolcu ölümünün 12’sinin kalbe ait olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, Federal Aviation Administration tarafından büyük uçaklara, taşınabilir ve dışarıdan şok vererek ritim düzelten cihazlardan bulundurma zorunluluğu getirilmiştir.
• Uçak içerisinde kabin basıncı, genellikle 2500-3000 metre irtifasındaki oksijen basıncına göre ayarlanır. Buna bağlı olarak kandaki oksijen miktarında azalma eğilimi olur. Ayrıca, akciğer basıncında ve kanın pıhtılaşma eğiliminde de hafif artış saptanır. Bunlar sağlıklı yolcular için risk teşkil etmez. Öte yandan, irtifadaki bu ani değişiklik, kan oksijeni zaten düşük, ciddi kalp veya akciğer sorunu olan hastalarda önemli riskler doğurabilir.
KALP KRİZİ GEÇİRENLER 3 HAFTA SONRA UÇABİLİR
Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Gençbay, kalp hastalarının uçak yolculuğu hakkında merak edilen sorulara ise şu cevapları verdi:
Uçuşlarda ritim problemi riski var mı?
Uçuş sırasında, yatkın kişilerde, ‘ekstrasistol’ dediğimiz, normal zamanından farklı bir zamanda gelen kalp atımlarında hafif artma eğilimi vardır. Ciddi ritim problemlerinde artış gözlenmemiştir.
Kalp krizi sonrası ne zaman uçuş güvenlidir?
Sorunsuz atlatılan bir kalp krizinden (enfarktüs) 2-3 hafta sonrası uçuş yapılabilir. Eğer kalp krizi sırasında kalp yetmezliği veya buna benzer sorunlar işe karıştıysa, hastanın 6 haftalık bir süre içinde uçmamasında fayda vardır. Uçuştan önce kardiyologun hastayı yeniden değerlendirmesinde ve uçuş öncesi efor testi yapmasında fayda vardır.
Stent ve by-pass sonrası ne zaman uçuş güvenlidir?
Benzer şekilde 2 haftalık sürede uçuştan kaçınmakta fayda vardır. En yüksek risk ilk bir haftadır. Komplikasyonsuz bir by-passtan 3 hafta sonra uçuş güvenlidir.
ÖNCE KARDİYOLOG SONRA UÇAK
Uçuş öncesi efor testi yapılmalı mı?
Kalp damarında tıkanıklık olan veya daha önce kalp krizi geçiren hastalar uçuş öncesi bir kardiyolog tarafından değerlendirilmelidir. Uzun uçuşlarda bu daha da önem kazanmaktadır. Eğer hastanın göğüs ağrılarında artış varsa, yakın bir zamanda kalp krizi geçirilmişse veya stent/bypass gibi bir müdahale yapılmışsa uçuş öncesi efor testi yapılmasında fayda vardır. Uzun yıllardır yakınmalarında artış olmayan koroner hastalarında uçuş öncesi efor testine gerek yoktur.
Uçuş sırasında kimler ilave oksijen almalı?
Kandaki oksijen doyumu yüzde 92″nin altında olan kişilerin uçuş sırasında ilave oksijen alması gerekir. Bu durumun uçak şirketine önceden bildirilmesi gerekmektedir.
Kalp pili olanlar uçuş sırasında nelere dikkat etmeli?
Güvenlik kontrolleri sırasında pil veya ICD denilen ritim düzenleyici pili olan kişilerin, pil kartlarını göstermeleri ve mümkünse elle arama talep etmelerinde fayda vardır. Bu talep kabul edilmezse, el cihazı ile kontrol edilebilir; ancak el detektörüyle kontrol sırasında detektörün pile fazla yaklaştırılmamasında fayda vardır. Kalp pili olan kişilerin uçuş sırasında herhangi bir risk taşıdığını gösteren çalışma yoktur.
HANGİ KALP HASTALARI İÇİN UÇUŞ YASAK?
• Son iki hafta içinde kalp krizi (enfarktüs) geçirenler.
• Son 2 hafta içinde kalp damarına stent takılan veya balon yapılanlar.
• Yeni başlayan veya son zamanlarda giderek artan tipik koroner göğüs ağrısı olanlar.
• Son 3 hafta içinde koroner bypass operasyonu geçirenler.
• Kontrol edilmemiş kalp yetmezliği olanlar.
• Kontrol edilmemiş ciddi ritim problemi olanlar.
KALP HASTALARINA UÇUŞ ÖNCESİ ‘YAPILACAKLAR’ LİSTESİ
Belgelerinizi unutmayın: Yanınızda hastalığınızı veya stent, pil/ICD cihazı olduğunu bildiren kart veya belge bulundurun.
• Refakatçiniz olsun: Tercihen uçuşta yanınızda eşlik eden bir yakınınız olsun.
• İlaçlarınızı etiketleyin: Kalp ilaçlarınızı yanınıza üzeri etiketlenmiş bir şekilde alın. Dilaltı ilacınızı da almayı unutmayın.
• Diyabet ilaçlarınızı yanınızda taşıyın: Şeker hastaları; insülinlerini, şeker ölçme gereçlerini ve şeker hastası olduğunu belirten bir torba içinde yanlarında almalıdır.
• Uçuş ekibinden yardım isteyin:
Yakınmalarınız olursa uçuş ekibine bildirin. Terleme, bulantı ve kusma yakınmalarınız varsa lavaboya yalnız gitmeyin.
UZUN UÇUŞLARIN KÂBUSU: PIHTILAŞMA
Uçuş sırasında hareketsiz ve oturur pozisyonda olmak, bacak toplardamarlarında kanın göllenmesine ve burada pıhtılaşmasına yol açabilmektedir. Ayrıca uçuş sırasında sıvı kaybı ve oksijen azlığı pıhtılaşmaya eğilimi daha da artırmaktadır. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki; ortalama 8 saatlik bir uçak yolculuğunda, 50 yaş üstü kişilerin yüzde 10’unda baldır toplardamarlarında tamamen sessiz seyreden pıhtı saptanmaktadır. Bu pıhtıların yaklaşık beşte biri daha büyük toplardamarlara doğru büyüme göstermekte ve bunların da yüzde 10’u yerinden kopup akciğer damarlarını tıkamaktadır. Ölümcül olabilen bu duruma tıp dilinde ‘akciğer embolisi’ demekteyiz.

Bu nedenle, 8 saatten fazla süren uçuşlarda; 50 yaş üstü yolcuların veya 50 yaştan daha genç ama risk faktörü olanların diz altı varis çorabı (20-30 mmHg basınçlı) giymeleri önerilir.
Pıhtılaşmaya eğilimi artıran risk faktörleri:
1)
Daha önce akciğer embolisi olanlar,
2) Şişmanlık,
3) İleri derecede kalp yetmezliği olması,
4) Son iki yılda saptanan kanser hastalığı,
5) İlerlemiş varisleri olanlar.
Ne tür ilaçlar kullanılabilir?
Yüksek riskli kişilerde, uçuştan 2-3 saat önce yapılan kan sulandırıcı iğne de koruyucu olmaktadır. Bu kişilerin kardiyolog tarafından değerlendirilmesi gerekir. Aspirinin bu tür durumlarda koruyuculuğu yoktur.
Uçuşta pıhtılaşma riskini azaltmak için alınabilecek önlemler:
1-
Ara sıra koridorda kısa yürümeler yapmak.
2- Oturulan yerde sık sık baldır kaslarını kasıp gevşetmek ve diz altı bacak egzersizleri yapmak.
3- Bol sıvı almak.
4- Alkolden kaçınmak.
5- Rahat giysiler giymek.
ESKİŞEHİR – Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Prof. Dr. Görenek, 10 Avrupa ülkesinde 300 binden fazla kişide yapılan çok önemli bir araştırmanın 19 yıllık sonuçlarının açıklandığını kaydetti. Kalp hastalıklarında meyve ve sebze ağırlıklı beslenmenin ömrü uzattığının rakamlarla net olarak ortaya konduğunu ifade eden Prof. Dr. Görenek, şöyle konuştu:
“”Avrupa Kardiyoloji Dergisi”nde yayımlanan çalışmanın verilerine göre, 2 porsiyondan sonraki her ilave sebze ve meyve tüketimi koroner kalp hastalıklarından ölümleri yüzde 4 azaltıyor. Diğer bir ifadeyle örneğin 5 porsiyon meyve ve sebze tüketen bir kişide ölümcül koroner kalp hastalıkları günde 4 porsiyon tüketenden yüzde 4 daha az bulundu. Günde 8 porsiyondan fazla meyve ve sebze yiyenlerde 3 porsiyondan az tüketenlere göre koroner arter hastalıklardan ölümler yüzde 22 daha az olmaktadır. Yani porsiyon sayısı arttıkça koroner arter hastalığından ölümlerde ciddi azalmalar oluyor.”"
Çalışma sonuçlarına göre İtalya, Yunanistan ve İspanya”da ortalama günlük tüketilen meyve ve sebze porsiyonu 5 iken, diğer ülkelerde bu rakam daha düşük bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Görenek, bunun da Akdeniz tipi diyetin ve beslenme alışkanlığının önemine işaret ettiğini bildirdi.
Prof. Dr. Bülent Görenek, mevcut araştırma sonuçlarının, meyve ve sebze ağırlıklı sağlıklı beslenmenin koroner kalp hastalıklarında ömrü uzatma açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koyduğunu sözlerine ekledi.
NEW YORK – Japonya”da Tsukuba Üniversitesi”ne bağlı Klinik Tıp Enstitüsü”nden Satoru Kodama”nın liderliğindeki ekibin 14 araştırmanın sonuçları üzerinde yaptığı inceleme, atriyal fibrilasyonun teşhis edilme olasılığının, az alkol tüketen ya da hiç tüketmeyenlere oranla çok alkol alanlarda yüzde 51 oranında daha yüksek olduğunu gösterdi.
Sonuçları “Journal of the American College of Cardiology” dergisinde yayımlanan incelemede, aşırı olmasa da düzenli içki içmenin de bu olasılığı artırdığına dikkat çekildi.
Kişinin günlük alkol alımı 10 gram artıkça, ritim bozukluğu olasılığının da yüzde 8 oranında yükseldiği belirtildi.
Aşırı alkol tüketimine ilişkin tanımlar çeşitlilik gösterse de erkeklerde günde en az iki kadeh, kadınlarda da en az bir kadeh içki içmek, aşırı alkol tüketimine giriyor.
Atriyal fibrilasyonun, ritim bozukluğunun en yaygın türü olduğu ve hastaların felç geçirme olasılığını önemli ölçüde artırdığı biliniyor.
KAYSERİ – Pediatrik Kardiyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazmi Narin, düzenlediği basın toplantısında, aort kapağında darlık bulunan 6 yaşındaki Çağla Dinç”i, doğumundan itibaren takip ettiklerini söyledi.
Aort kapağındaki darlığın, Çağla”da göğüs ağrısı ve solonum sıkıntısına neden olduğunu ve en küçük eforda nefes nefese kaldığını ifade eden Narin, şöyle devam etti:
“”Hastamızın, tedavi edilememesi durumunda ölüm riski vardı. Biz bu hastamızın transkatater yöntemle, kalp kapağını genişletmek istedik. Fakat kasıktaki ana damarın çok dar ve kalpteki basınç farkının çok yüksek olması nedeniyle başarılı olamadık. Hastanın sağlığına kavuşması için girişimsel ve cerrahi yöntemle (hibrid anjiyo) kalp kapağının genişletilmesinin uygun olacağını planladık. Pediatrik kalp cerrahımızın de yardımı ile anjiyo laboratuvarımızda, çalışan kalbi göğüs kafesinden çıkardık. Kalp cerrahımız, kalbin alt ucundan girişim yapacağımız yeri bize gösterdi. Biz de iğne katater yardımı ile kalbe girip, kalp kapağını tersten geçmek suretiyle uygulamamızı gerçekleştirdik. Balonla kapağı genişlettik. Kalpte, işlemimiz öncesi 120 olan basınç farkını 30″a düşürdük. Dolayısıyla, göğsü açarak kalbi durdurmadan minimum cerrahi ile bu işlemi tamamladık. Şimdi küçük çocuğumuzun kalp kapağı genişlemiş oldu ve kalpteki sıkıntıları giderildi. Sağlığı da çok iyi.”"
TÜRKİYE”DE BİR İLK
Narin, hem cerrahi hem de kardiyolojik girişimsel yöntemle gerçekleştirdikleri bu operasyonun Türkiye”de bir ilk olduğuna dikkati çekerek, “”Türkiye”de çocuklarda doğuştan kalp rahatsızlığı bulunma oranı yüzde 0,6-0,8. Doğuştan kalp rahatsızlığı bulunan çocuklarda, bu tür aort rahatsızlığının görülme oranı ise yüzde 3-6’dır. Dolayısıyla bu yöntem bize yeni bir ufuk olacaktır. Aynı zamanda bu işlemin Türkiye’nin ilk hibrid pediatrik anjiyo laboratuarı olan ünitemizde gerçekleştirilmiş olması da gurur kaynağıdır”" diye konuştu.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise “”hibrid yönetimin”" cerrah ve kardiyoloğun birlikte gerçekleştirdiği, hastaya daha az zarar veren, ölüm riski daha az olan bir girişim olduğunu anlattı.
Bu operasyonun Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi”nin, cerrahların ve kardiyologların becerisini gösterdiğini vurgulayan Öztürk, “”Eğitim, teknoloji ve bilim ilerledikçe insanlar daha kaliteli bir yaşam sürüyorlar, daha kolay ameliyatlar geçirebiliyorlar. Kardiyologlarımıza ve cerrahlarımıza teşekkür ediyorum”" dedi.
ANTALYA – Başka bir insanın kalbiyle hayatını sürdüren Hamide Akman, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde yatan diğer kalp hastalarının da umut kaynağı.
Antalya”da yaşayan Hamide Akman, kalp hastası olduğunu bilmeden hamile kaldığını ve 1994 yılında, bugün 17 yaşında olan kızı Sabiha”yı dünyaya getirdiğini söyledi. Hamileliği sırasında kalbinde büyüme meydana geldiğini belirten Akman, teşhisin konmasının ardından geçen yıllarda da kalbinde yetmezlik geliştiğini anlattı.
Tedavi için başvurduğu Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Bayezid”in kendisine kalp nakli olmasının şart olduğunu, nakil olmaması halinde öleceğini söylediğini belirten Akman, bu teklifi kabul ettiğini ifade etti.
Kendisinden önce kalp nakli olan kimse görmediği için çok korktuğunu, ama nakil olmaması halinde hayatta kalma şansı da bulunmadığını bildiğini dile getiren Akman, “”İlk olduğum için çok korkuyordum ama yaşama şansım da yoktu. Ya ölümü ya da nakli seçecektim. Hocam “Sen güçlü olursan başarırız” dedi. Gerçekten de hiçbir şey ters gitmedi. Kalp nakli için kayıt olduktan bir hafta sonra beklediğim kalp çıktı”" dedi.
Beyin ölümü gerçekleşen 24 yaşındaki Feride Can adlı genç kızın kalbinin kendisine nakledildiğini anlatan Hamide Akman, naklin ardından sağlığına kavuştuğunu, bugün ise bütün işlerini kendi kendine yaptığını ifade etti. Hastaneye gelerek kendisi gibi kalp bekleyen veya nakil olan hastaları sık sık ziyaret ettiğini kaydeden Akman, şöyle konuştu:
“”Hastanede her nakil olduğunda, hocam arar, “Bugün nakil var” diye. Ben de hususi gelip hastaları görürüm. Başka amaçla geldiğimde de nakil olanları ziyaret ederim. Hastalar beni görünce rahatlıyorlar. Çünkü benim önümde hiç kimse yoktu. Bu hastalar beni örnek aldılar. Ben onlar için bir şansım. Hastalara hocanın dediğini mutlaka uymalarını öneriyorum. Hocanın söylediklerini harfiyen yapmaları gerekiyor.”"
Hamide Akman, kalp nakline karar vermesinde 4 yaşındaki kızının da etkili olduğunu anlattı. “”Şu ana kadar 13 yıl yaşadım. Daha ne kadar yaşayacağımı Allah bilir”" diyen Hamide Akman, “”Eğer kalp nakli olmayıp ölmüş olsaydım, kızım 4 yaşında annesini kaybetmiş olacaktı. Şu anda ölsem de arkama bakmadan giderim, çünkü artık o her şeyi göğüsleyebilecek yaşa geldi”" dedi.
İLK KALP NAKİLLİ HASTADAN, SON NAKİLLİ HASTAYA ZİYARET
Hamide Akman, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ndeki son kalp nakliyle yaşama dönen 42 yaşındaki Mehtap Kaya”yı da ziyaret etti. Akman, Kaya”yı doktorların tavsiyeleri dışına kesinlikle çıkmaması konusunda uyardı.
Evli ve 3 çocuk annesi Mehtap Kaya da, 2 yıl önce kendisine astım teşhisi konulduğunu, ardından da kalp yetmezliği tespit edildiğini anlattı. Nakilden önce kalbinin yüzde 26 kapasiteyle çalıştığının belirlendiğini belirten Kaya, 6 ay önce nakil listesine kaydolduğunu, 14 Aralıkta da 23 yaşında beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin kalbinin kendisine nakledildiğini kaydetti.

Kalp nakliyle hayata tutunan Mehtap Kaya

Naklin ardından zor bir süreç yaşadığını, ancak bu süreci ailesi, doktorları ve kendisi gibi nakil olmuş diğer hastaların destekleriyle aştığını dile getiren Mehtap Kaya, “”Bana güç verdiler. Onların sayesinde bugünlere geldim. Nakilden önce kendimi bu kadar iyi hissedeceğimi düşünemiyordum bile ama şimdi sağlığıma kavuştum. Çok mutluyum”" diye konuştu.
“”ORGAN BAĞIŞI YETERSİZ”"
Nakil operasyonunu gerçekleştiren Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Bayezid ise klinikte şu ana kadar 42 kalp nakli gerçekleştirildiğini bildirdi.
İlk naklin 13 yıl önce Hamide Akman”a yapıldığını hatırlatan Bayezid, sayının bu yıldan itibaren giderek arttığını, 2010 yılında ise 12 kişiye kalp nakli gerçekleştirdiklerini açıkladı. Bayezid, kalp naklinde yeterli donör bulunamadığını, bu yüzden çok sayıda insanın kalp beklerken hayatını kaybettiğini belirterek, “”Bağış olursa daha yüksek sayılarda nakil yapılabilir ve daha fazla insan kurtulabilir. En büyük sıkıntımız yeterli organ bağışı olmaması”" diye konuştu.
ANTALYA – Konyalı kalp hastası Mehmet Ali Aytekin, nakil beklerken 2 yıldan fazla süre hastanede yattı. Umudunu kesip evinde ölümü beklemeye başladığı günlerde hastaneden arayan doktorları, “”Kahvaltı yapalım”" bahanesiyle çağırdıkları Aytekin”e, 16 yaşında beyin ölümü gerçekleşen Ali Bulduk’un kalbini nakletti.
Doktorlarının kendisine, ancak kalp nakliyle yaşayabileceğini söylediklerinde, organ nakline ilişkin hiçbir şey bilmediğini belirten Aytekin, bunun üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesine geldiğini ve kalp nakli listesine kaydolduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Ömer Bayezid”in kendisine beklediği kalbin bir gün mutlaka bulunacağına dair umut verdiğini ve bu umutla beklemeye başladığını dile getiren Mehmet Ali Aytekin, durumu ağır olduğu için 2 yıl 5 gününü hastanenin yoğun bakım ünitesi ve servislerinde geçirdiğini anlattı.
Aytekin, bu süre içinde 13 nakil gördüğünü, bulunan kalplerin hiçbirisinin kendisine uyumlu olmadığını öğrendiğinde büyük moral bozukluğu yaşadığını dile getirdi. Aytekin, “”Her kalp naklinde moralim bozuluyordu ama Ömer hocam desteğini esirgemedi. “Bir gün sana da çıkacak oğlum” dedi. Dediği de oldu”" diye konuştu.
KAHVALTIYA ÇAĞIRIP KALP NAKLİ YAPTILAR
Mehmet Ali Aytekin, rahatsızlığının etkisiyle 53 kiloya kadar düştüğünü, kendisine uygun kalbin bulunamayacağını düşünmeye başlayınca doktorların da izniyle Antalya”da kiraladığı eve çıktığını ifade etti.
Bir sabah erken saatlerde hastaneden telefonla kendisini arayan doktorlarının, “”Gel kahvaltı yapalım”" dediklerini anlatan Aytekin, şöyle konuştu:
“”Hiçbir şey aklıma gelmedi. Kalkıp hastaneye gittim. Kahvaltı edeceğimizi düşünürken, “Önce bir yoğun bakıma gidelim de değerlerini ölçelim” dediler. “Önce kahvaltı yapsaydık” diye ısrar etsem de dinlemediler. Yoğun bakıma girdiğimde katater takmak istediler. “Ben de bir şey yok hocam” dedim, yine dinlemediler. Ne zaman katater takıldı, nakil zamanının geldiğini anladım. Doktorlarım, “Helikopterle kalbini almaya gittik, seni hazırlamamız lazım” dediler. Memleketim Konya”dan 16 yaşında Ali Bulduk diye bir arkadaşın kalbi bana nakledildi. Doktorlarım beni heyecanlandırmamak için, kahvaltıya çağırır gibi hastaneye çağırıp nakli yaptılar.”"
“”HİÇ ASANSÖR KULLANMIYORUM”"
Evli, 4 çocuk, 3 torun sahibi Mehmet Ali Aytekin, naklin ardından sağlığına kavuştuğunu, 53 kilodan 70 kiloya ulaştığını ifade etti.
Doktorlarının söylediklerine harfiyen uyduğunu ve ilaçlarını düzenli kullandığını kaydeden Aytekin, nakil öncesinde yürüyemez durumdayken, artık hiç asansör kullanmadığını, rahatlıkla merdiven çıkabildiğini anlattı. Aytekin, hastanede geçirdiği süre içinde kendisi gibi kalp bekleyen ve nakil olan hastalarla kardeş gibi olduklarına da değindi. Hastalar arasında birinin sıkıntısı olduğunda herkesin bir araya geldiğini ve o sorunu çözmeye çalıştığını dile getiren Mehmet Ali Aytekin, “”Birimize kalp bulunduğunda da seferber olup, aranan kanı buluruz. Biz artık bir aile gibiyiz”" diye konuştu.
KALP NAKLİ OLMAZLARSA ÖLECEKLER
Mehmet Ali Aytekin”in operasyonunu gerçekleştiren Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Bayezid, böbrek bekleyen hastaların bekledikleri süreyi diyalizle uzatabildiklerini, ancak kalbin hayati bir organ olması nedeniyle hastaların uzun süre bekleme şansı olmadığını bildirdi.
Türkiye”de çok sayıda kişinin kalp nakli beklediğine değinen Bayezid, Mehmet Ali Aytekin”in de durumunun ciddi olması nedeniyle 2 yıldan fazla süre hastanede yattığını ve bu sırada gözetim altında tutulduğunu anlattı.
Aytekin gibi hastaların kalp nakli olmamaları halinde yaşamlarını yitirdiğine dikkati çeken Prof. Dr. Bayezid, toplumda organ bağışı konusunda bilinç oluşmasının önemine değindi. Ömer Bayezid, “”Organ bağışı ile daha fazla sayıda insanın fayda görmesi en büyük idealimiz”" diye konuştu.
İSTANBUL – İsviçre”den bir grup bilim insanı tarafından yapılan araştırma özellikle, aspirin gibi tıp dilinde “steroid olmayan antiinflamatuvar ilaçlar” olarak bilinen ilaç grubunu ele alıyor.
Toplamda 115 bini aşkın hastayı kapsayan 31 ayrı klinik denemeyi ele alan araştırma grubu bulgularını rapor olarak yayımladı.
Buna göre, tıp dilinde “steroid olmayan anti-inflamatuvar ilaçlar” olarak adlandırılan ve en yaygın kullanıma sahip ağrıkesiciler kalp krizi ve felç riskini 2 ila 4 kat artırabiliyor.
Durumun özellikle de kireçlenme, romatizma gibi kronik hastalıklar nedeniyle düzenli ağrı kesici kullanan ve belirli bir yaşın üzerindeki hasta grubu için daha kritik olduğu belirtiliyor.
Aspirin ve “ibuprofen” gibi çok sık başvurulan ilaçlar da bu grupta yer alıyor.
Uzmanlar ara sıra başvurulan ağrıkesicilerin benzer bir risk yaratmadığının altını çiziyor. Kronik bir hastalık nedeniyle sürekli ağrı kesici kullanmak durumunda olan hastaların ise doktorlarına başvurarak ilaç hakkında bilgi almaları öneriliyor.
Halk arasında ‘kalpte ritim bozukluğu’ olarak bilinen aritmi, kalbin düzensiz çalışması, Aritmi, kalbin normalden hızlı ya da yavaş çalışması olarak tanımlanıyor. Kalpteki bu düzensizlik; atım hızı veya aralığında değişim ya da her ikisiyle birlikte ortaya çıkabiliyor.
Büyük çoğunluğu ciddi sağlık sorunlarına neden olmayan aritminin bazı türleri kalp yetersizliğine veya ani ölüme yol açabiliyor. Bu yüzden aritminin ciddiye alınarak zamanında tedavi edilmesi yaşamsal önem taşıyor.
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, ritim bozukluklarının yaşam kalitesini düşürmeyecek kadar hafif gelişebileceği gibi, felç veya kalp yetersizliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilecek şiddette de ortaya çıkabileceği, hatta hastanın aniden hayatını kaybetmesine bile neden olabileceği uyarısında bulunarak, “Bu yüzden aritmilerin ciddiye alınıp, mutlaka zamanında tedavi edilmeleri gerekiyor. Aksi halde hasta hayatını bile kaybedebiliyor” diyor. İşte bu noktada pek çok kişinin aklına şu soru takılıyor, ‘Aritmiler nasıl teşhis ve tedavi ediliyor?’
TANI NASIL KONUYOR?
Dr. Utku Zor aritmi sorununda başvurulan tanı yöntemlerini şöyle sıralıyor:
ELEKTROKARDİYOGRAFİ: Hasta yakınmalarının tipi ve süresine göre doktorun yapabileceği pek çok test mevcut. Bunlardan en basiti olan EKG (Elektrokardiyografi), yakınmaların olduğu sırada çekildiğinde kalbin elektrik aktivitesi hakkında çok önemli bilgiler veriyor.
HOLTER CİHAZI: EKG anlık bir kayıt sunduğu için en büyük dezavantajı, şikâyetleri nadir olan hastalarda verdiği bilginin sınırlı olması. Bu nedenle 24-48 saat boyunca ritim kaydı yapabilen ve hasta üzerine elektrotlar vasıtasıyla takılabilen Holter cihazları, aritminin tanısında büyük fayda sağlıyor. MP3 çalar büyüklüğünde olan ve hastanın boynuna asılan bu cihazların “olay kaydedici” adı verilen bir versiyonunda, cihaz hastanın üzerinde çok daha uzun süreler kalabiliyor. Hastanın kayıt düğmesine basmasıyla da aritmi anında kaydedilebiliyor.
EKOKARDİYOGRAFİ: Aritmilere yaklaşımda temel belirleyici faktör olan kalp fonksiyonları ve yapısal kalp hastalığı varlığı/yokluğu olduğunda çoğu zaman ayrıntılı değerlendirme için ekokardiyografiye başvuruluyor. Kalp incelemeleri için özelleşmiş bir ultrasonografi cihazı olan ekokardiyografi kalp fonksiyonları ve anatomisi hakkında çok değerli bilgiler verebiliyor.
EGZERSİZ STRES TESTİ: Koroner arter hastalığı şüphesi olan kişilerde veya şikâyetleri özellikle günlük egzersizler ile sportif aktivitelerde belirginleşenlerde, egzersiz stres testi ideal bir yöntem olarak görülüyor.
ELEKTROFİZYOLOJİK ÇALIŞMA: Aritmilerin teşhisinde kullanılabilecek en kapsamlı yöntem, kalbin elektriki aktivitesinin kalbin içerisinden kaydedilmesine dayalı bir yöntem olan elektrofizyolojik çalışmadır. Bu amaçla elektrik uyarısını kaydetme özelliği taşıyan ince uzun tüpler, uyluk toplardamarından kalbe yönlendiriliyor. Kalbin elektriki aktivitesi bu yöntemle kapsamlı bir biçimde kaydedilebildiği gibi, elektrik uyarıları verilerek o sırada olmayan aritmi de tetiklenebiliyor. Bu yöntemle aritminin mekanizması, bu mekan

Bu yazının kategorisi: Doğum,Hastalıklar,Kalp Hastalıkları,Kanser Hastalığı,Kilo Alma,Sağlıklı Beslenme


Takvim

May 2012
M T W T F S S
« Jan    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

En yeni yazılar