21-36 yaş arasına kızamık aşısı geliyor “Kızamığa ağıt” yakmıştı İstanbul”da kızamık vakası 24 oldu DOMUZ GRİBİ SALGINI BEKLENMİYOR “”Domuz gribi ile ilgili verilere baktığımızda, bu hastalığa yakalanan 29 kişi görünüyor? Domuz gribi ile ilgili durum nedir?”" sorusu üzerine Akdağ, “”Türkiye”de domuz gribi ile ilgili bilim adamları bir salgın beklemiyor ama mevsimsel olarak dolaşan grip virüslerinden biri de geçen yıldan intikal etmiş olan domuz gribi virüsü. O da diğer grip virüsleri gibi hastalık yapabiliyor. Gribe karşı korunmak için risk gruplarının zamanında aşı yaptırması gerekir. Devletimiz risk gruplarına bu aşıyı ücretsiz olarak yapmaktadır”" şeklinde konuştu. Bir gazetecinin, “”Kızamıktan korumak için 1975-1990 arası doğanlar için özel bir aşılama düşünülüyor mu? Sizin bir çağrınız olabilir mi?”" diye sorduğu Akdağ, bilimsel heyetin o hususta bir saha araştırması yapılmasını öngördüğünü, o araştırmanın sonucuna göre hareket edeceklerini belirtti. Akdağ, “”İthal hayvanlarla ilgili deli dana hastalığı noktasında bir tehlike var mı?”" sorusuna da o konuyla ilgili Tarım ve Köyişleri Bakanlığının genelgesine herkesin uyması gerektiği ve bakanlığın yol göstericiliğinde meseleyi değerlendirecekleri yanıtını verdi. Sağlık Bakanı Akdağ, Libya”dan tahliye edilen Türk vatandaşlarının sağlık durumuna ilişkin soru üzerine de”"Genel anlamda iyi. Hastaneye yatırdığımız birkaç vaka oldu ama çok ağır vaka yok”" dedi. KAHRAMANMARAŞ – Kahramanmaraş Lisesi son sınıf öğrencileri Kübra Çelik ve Suda Kalın, farklı diyabet hastalarıyla yaptıkları görüşmelerde kan şekerini düzenlemek için ilaç kullanmak yerine çam çırası suyu kullandıklarını gördüklerini ve yaptıkları bilimsel çalışmayla da bunu ispatladıklarını belirtti. Çelik, çam çırası suyu kullanımının hem sağlıklı hem de daha ekonomik olduğunu iddia ederek, şöyle konuştu: “”Dünya genelinde 300 milyona yakın diyabet hastası mevcut. Biz de halk arasında bazı şeker hastaları tarafından kullanılan çam çırası suyunu bilimsel alana taşımak istedik. İlk olarak Fırat Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümünde diyabet konusunda deney hayvanlarıyla çalışma yapan bir ekip olduğunu öğrendik. Bu ekiple görüştük. Bu ekibin yaptığı bir deneysel çalışmaya bizde çalışmamızla dahil olduk. Bu çalışma sonucunda çam çırası suyunun diyabet hastası olan deney hayvanlarında insülinle aynı etkiyi yaptığını bulduk. Ayrıca, çam çırası suyu kullanılan deney hayvanlarında diğer şeker hastalarında görülen doku yağlanmasında da azalmalara neden olduğunu gördük.”" Suda Kalın ise hazırladıkları projeyi TÜBİTAK”a gönderdiklerini ve alınan sonuca göre hareket edeceklerini dile getirdi. HAYVANLARDA DENENDİ Fırat Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ökkeş Yılmaz ise halk arasında diyabet hastası olan bazı kişilerin çıra suyunu içtiklerinde rahatlama olduğunu ve insülin kullanımına ihtiyaç duyulmadığı konusunu bilimsel boyutta değerlendiklerini söyledi. Deney hayvanları üzerinde yaptıkları birinci deneyde, kan şekerinin düşmediğinin gözlemlediğini kaydeden Yılmaz, birinci deneyin ardından 2. grup deneme de yaptıklarını ifade etti. Doç. Dr. Yılmaz, “”Bu deneyde de diyabet oluşturduğumuz deneklerin içme sularına çıra parçaları ilave ettik ve bu 6 hafta devam etti. Her hafta alınan kan örneklerinde kan şekeri ölçümlerinde kontrol diyabet grubuna göre çıra verilen diyabet grubunun kan şekerinde belirgin bir düzenleme olduğu gözledik. İleriki haftalarda şeker düzeylerinin düzenli olduğu görüldü”" diye konuştu. Yılmaz, deney sonuçlarının diyabet araştırmalarında kullanılabileceğini belirtti. ANTALYA – Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavisi süren küçük Tutku”nun “”idrar kası”" Sağlık Bakanlığı”ndan alınan izin ile botoksla felç edilerek, altına bağlanan bezden kurtulması sağlandı. Antalya”da yaşayan Tutku Nur”un omurgası anne karnındayken kapanamayınca omurilik dokusu kese halinde sırtında doğdu. Küçük Tutku”ya halk arasında “”açık omurga”", tıp dilinde ise “”spina bifida”" diye adlandırılan hastalığın en kötü hali olarak bilinen “”meningomiyelosel”" teşhisi konuldu. Doğumundan itibaren 6 cerrahi operasyon geçiren ve omurilik dokusu vücut içine alınan Tutku”nun belden aşağısı da doğumdan itibaren felç oldu. Belindeki kese nedeniyle “”nörojen mesanesi”" hastalığı da bulunan Tutku, bu nedenle idrarını tutamayarak, doğduğundan beri alt bezi kullanmak zorunda kaldı. Yaşanan sorun nedeniyle Sağlık Bakanlığı”ndan özel izin alan doktorları, küçük kızın idrar kasını botoks tedavisi ile felç ederek, bezden kurtulması için önemli bir adım attı. Akdeniz Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Selçuk Yücel, hastalığı nedeniyle Tutku Nur”un yıllardan beri mesanesini kendi isteğiyle değil, 4 ile 6 saatte bir kendini sondalayarak boşaltabildiğini söyledi. Sondanın boşaltım işleminden sonra çıkarıldığını ancak idrar kaçırma sorununun devamlılığı nedeniyle küçük kızın alt beziyle dolaştığını ifade eden Yücel, ilaç yardımıyla idrar kasının kasılmasını engelleyip idrar kaçırmasına son vermeye çalıştıklarını kaydetti. İlaç tedavisinin yanıt vermediğini vurgulayan Doç. Dr. Yücel, “”Sağlık Bakanlığı”nın izni ile mesaneye botoks uygulayarak idrar kasını felç ettik. Artık Tutku Nur”un bezlenmesine gerek yok. 4-6 saatte bir kendini sondalayarak mesanesini boşaltıp günlük hayatına devam edebilecek”" dedi. HASTALAR SOSYAL HAYATTAN KOPMAK ZORUNDA KALIYOR Yücel, bu gibi hastaların sosyal çevreye girememesinin en büyük nedeninin idrar kaçırma sorunu olduğunu vurgulayarak, “”Alt beziyle dolaştıkları için idrar kokusu çevreyi bu hastalardan uzaklaştırıyordu. Hastaların kendilerine güvenleri zedeleniyor, sosyal bir çevre edinemiyorlar. Tutku Nur artık tekerlekli sandalye de kullanarak normal yaşama dahil olabilir. Bu tedavinin en büyük kazanımı bizim için hastaların sosyal çevreyi kazanmaları”" diye konuştu. Tutku”nun annesi Aynur Nur da kızının arkadaş çevresi olmadığı için zamanını bilgisayar başında geçirdiğini dile getirerek, “”Mesanesini sonda yardımıyla boşaltıyordu ancak buna rağmen idrarını bezine damlatıyordu. Bezi sürekli ıslak oluyordu. Ancak şimdi idrarını kaçırmıyor, çok mutluyuz”" dedi.
OKULA GİTMEK İSTİYOR Kızının arkadaş edinmesi ve sosyal gelişimini sağlamak amacıyla bir devlet okulunda okul öncesi eğitim alması için Milli Eğitim Müdürlüğünden izin aldığını ancak altının bezli olması ve yürüyememesi nedeniyle öğretmenin sınıfa kabul etmediğini öne süren Aynur Nur, kızının altının bezlenmeyecek olmasının bundan sonra sosyal çevreye girmesi açısından büyük avantaj olacağını kaydetti. Tutku Nur da en büyük isteğinin okula gitmek olduğunu belirterek, ileride doktor olmak istediğini söyledi. KAYSERİ – Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Muammer Karagöz, Kayseri”nin Sarıoğlan ilçesine bağlı Muratbeyli köyünde yaşayan Zeliha Büyükköse”nin (33), boynunun sağ tarafındaki şişlikten şikâyetçi olarak kendilerine başvurduğunu belirtti. Karagöz, yapılan tetkikler sonucunda Büyükköse”ye halk arasında “tavşan ateşi” ya da “avcı hastalığı” olarak bilinen “Tularemi Hastalığı” teşhisi konulduğunu bildirdi. Tularemi hastalığının kene ısırması ya da enfekte hayvan dokularına temasla, kirli su veya yiyeceklerle bulaştığını anlatan Karagöz, “”Yüksek ateş ve boğaz ağrısı ilk bulgulardır. Dudak çevresinde küçük yaralar olabilir. Hastalık boyunda büyük bir lenf bezi büyümesi ile kendini belli eder”" dedi. NADİR GÖRÜLÜYOR, ZOR TEŞHİS EDİLİYOR Hastalığın bilinen klasik antibiyotik (penisilin, sefalosporinler) tedavilerine cevap vermediğini ifade eden Karagöz, Tularemi”nin diğer lenf bezi büyümesine neden olan hastalıklarla karıştırıldığına dikkati çekti. Hastaların yüzde 90″ının kulak-burun-boğaz şikâyetleriyle geldiğini vurgulayan Karagöz, “”Çok nadir görülebilen bulaşıcı bir hastalık olması nedeniyle tanısı zor konuluyor. Bu hastalarda geç konulan tanılarda komplikasyonlar nedeniyle ölümler olabiliyor”" dedi. Karagöz, boğazındaki şişlik şikâyeti üzerine kendilerine başvuran Büyükköse”nin 1 ay süren tedaviye rağmen şikâyetlerinin geçmemesinin, tularemi ihtimalini ortaya çıkardığını ifade ederek, “”Acıbadem Kayseri Hastanesi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Sümerkan”ın yönetiminde hastanın kan örnekleri Almanya”ya gönderildi. Gelen sonuç, bizim koyduğumuz tanıyı doğrulayan nitelikteydi ve hastalık tularemi olarak belirtildi”" diye konuştu. Bu tür şikâyetleri olan hastalarda mutlaka tularemi olabileceğinin de akla getirilmesi gerektiğini hatırlatan Karagöz, “”Bulaşma yolları açısından araştırılma yapılmalıdır. Bölgemizde nadir görülmekle birlikte bazen salgın çıkması mümkün”" dedi. ANKARA – Sağlık Bakanı Recep Akdağ, İstanbul”da 24 kişide kızamık hastalığı görüldüğünü ancak ülkede salgın olmadığını söyledi. 13 Ocakta görülen ilk vakanın, turistlere hizmet veren kuyumcuda çalışan bir kişi olduğunu belirten, hastaların tümünün yurt dışı kaynaklı virüsten etkilendiğini ifade eden Akdağ, geçmişte ülkede binlerce kişiyi etkileyen kızamık salgınları olduğunu, gerçekleştirdikleri aşılama programı sayesinde 2006″dan beri vaka sayısının yok denecek kadar azaldığını bildirdi. Akdağ, 2007-2010 yılları arasında 4 ile 7 kızamık vakası görüldüğünü, bunlara da dış kaynaklı virüslerin neden olduğunu belirterek, daha önce “”Türkiye”de kızamığın elimine edildiği, Avrupa”dan bulaşma olur diye korkuyoruz”" açıklaması yaptığını hatırlattı. Son vakaların da bu tür vakalar olduğunu vurgulayan Akdağ, hastalığın 1975 ile 1990 doğumlular arasında görüldüğünü, 1990 sonrasında doğanlarda vakaya rastlanmadığını kaydetti. Bakan Akdağ, bunun, bu yaş grubunda aşılama yapılmadığı anlamına geldiğini ifade ederek, konuyla ilgili bilim kurulunda tedbirlerin görüşüldüğünü, bu yaş grubundaki kişilerin aşılanıp aşılanmayacağının ele alındığını söyledi. Bakan Akdağ, “”Gerekirse 1975 ile 1990 arasında doğanları aşılayabiliriz”" dedi.
“Kızamığa ağıt” yakmıştı İstanbul”da kızamık vakası 24 oldu
“TEDBİR ALMAK ZORUNDAYIZ” Kızamık aşısının ilk dozunun bebekler 12 aylık olunca yapıldığını anımsatan Akdağ, bu yaş altındaki bebekler için risk oluşmaması amacıyla bölgelerde aile hekimlerinin uyarıldığını, gerekirse bu yerlerde 12. ayın altındaki bebeklere ilk doz aşının yapılabileceğini söyledi. Akdağ, “”Şu anda bir kızamık salgını yok, ama oluşmaması için gerekli tedbirleri almak zorundayız”" dedi. İstanbul”da Bağcılar, Güngören, Bahçelievler”in de aralarında bulunduğu 11 yerde vakaların görüldüğünü söyleyen Akdağ, aile hekimleriyle irtibata geçilerek bu riskli bölgelerdeki 5 yaş altında aşılanmamış çocukların tespit edilerek aşılanmasını istediklerini bildirdi. İSTANBUL – Varis, bacaklarda kıvrımlanmış ve belirgin hale gelmiş toplardamar genişlemeleri ile görülen bir sorun. Varis çoğunlukla kadınlar, ailesinde varis problemi olanlar, fazla kilolular, sıklıkla ayakta duranlar, fazla oturanlar, ileri yaştakiler ve hamilelerde görülüyor. Varisin temel sebebinin, damar içi basınç artışı olduğunu belirten Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İbrahim Uyar, varisin sadece kozmetik bir sorun değil; önemli bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekti, varisin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi: “Yüzeyel toplardamarlarımız içinde normalde bulunan minik kapakçıklar bazen hastalıklar sonucu bazen de kendiliğinden veya yaşlanma ile fonksiyonlarını kaybederler. Bacaktan yukarı, kalbe doğru taşımaları gereken kan geri kaçar ve kanın oluşturduğu ağırlık ince yapıdaki toplardamar duvarlarında zorlanmaya ve sonuçta genişleme ve kıvrımlaşma ile varise sebep olur. Variste; gözle görülebilen genişlemiş damarlar, bacakta özellikle akşama doğru artan ağrı ve ağırlık hissi, ayak bileklerinde şişme ve ödem, ilerlemiş vakalarda bilek çevresinde kahverengi renk değişimleri görülebilir. MUTLAKA KONTROL ALTINDA TUTULMALI Varislerinden şikâyeti olan hastalarda, öncelikle sebebi bulmaya yönelik araştırmalar yapılır. Değiştirilebilecek durumlarda önerilerde bulunulduktan sonra, hastaların detaylı muayeneleri yapılır ve kişiye özel durumlar belirlendikten sonra “Venöz doppler ultrasonografi” işlemi yapılır. Tüm veriler toplandıktan sonra tedavi seçenekleri hasta ile paylaşılır. Tedavi için girişimsel müdahale düşünülmeyen hastalarımıza korunma yolları anlatılarak gerekli takipleri yapılır. Bilinmesi gereken önemli bir nokta, hastalığın zamanla ilerleyeceği ve korunmanın büyük önem taşıdığıdır. BU ÖNERİLERİ DİKKATE ALIN Altın standart uygun basınçta alınmış varis çoraplarıdır. Çorap hem şikâyetleri geriletmekte çok etkindir hem de hastalığın ilerlemesini engellemektedir. Fakat ne yazık ki; oluşmuş varisleri tedavi edememektedir. Çorabın yanı sıra; her hastanın yaşam şartlarına ve iş koşullarına göre dikkat etmesi gereken durumlar vardır. Fazla ayakta durmaktan ya da sürekli oturmaktan kaçınmak, hafif yürüyüş ve egzersizler, kilo vermek, zaman zaman ayakları yukarı kaldırarak dinlenmek, dar kıyafetler ve yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmak ile hekim önerisi doğrultusunda kullanılan damar duvarlarını destekleyen ilaçlar varisten korunmak için önerilebilir. VARİSTE ÖNERİLEN TEDAVİ YÖNTEMLERİ Varisin şiddetine bağlı olarak çeşitli tedavi seçenekleri tek tek ya da birlikte kullanılabilir.
Skleroterapi ya da köpük tedavisi: Genişlemiş fakat çap olarak küçük olan damarlarda kullanılan, temel olarak damar içine minik iğnelerle enjeksiyon yapılarak uygulanan tedavi şeklidir. Özellikle kozmetik şikâyetlerin ön planda bulunduğu hastalarda tercih edilir. Exolaser ile birlikte uygulandığında sonuçlar daha tatminkâr olmaktadır. Endovenöz lazer tedavisi: Halk arasında lazerle varis tedavisi olarak bilinen bu yöntem, büyük oranda venöz kaçağı olan hastalarda cerrahiye alternatif olarak son yıllarda kullanılmaya başlanmıştır. Genişlemiş yüzeyel toplardamar içinde yüksek ısı meydana getirerek etki eder. Cerrahi ile kıyaslanamayacak kozmetik üstünlüğü vardır. Hasta aynı gün taburcu edilebilmektedir. Radyofrekans tedavisi: Endovenöz lazer gibi uygulanır. Cerrahi: İlerlemiş ve bacağı tamamen varisli damarlarla kaplanmış hastaların en gerçekçi tedavi seçeneği cerrahidir. Eski cerrahi ekollere kıyasla artık oldukça nazik şekilde yapılarak, hastalarımızda operasyon sonrası kozmetik endişeler önlenebilmektedir. Tüm toplardamar çıkarılabileceği gibi “Mini Flebektomi” yöntemi ile lokal olarak da uygulanabilir.” İSTANBUL – Gençer, İstanbul”daki kızamık vakalarına ilişkin hastanede yatmakta olan 2 kişinin bugün taburcu olduğunu ifade ederek, 24 kızamık hastasının sağlık durumunun genel olarak iyi olduğunu söyledi. Kızamık hastalığının çok hızlı bulaştığını vurgulayan Gençer, şunları kaydetti: “”Kentte tespit edilen kızamık vakası bugün itibarıyla 24. Hastalarımızın hepsi Türk fakat bunlardan alınan örneklerden izolen edilen virüslerin genetik analizleri, bunun yurt dışı kaynaklı bir virüs olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin kendilerinin bağlantısı olmasa bile, o virüs bir şekilde dışarıdan gelmiş, kişiden kişiye yayılmış olabilir. Daha önce Türkiye”de görülmeyen yurt dışı kaynaklı virüs tipi.”" Serap Gençer, şu ana kadar ilk 5 vakaya ait örneklerden izole edilen virüslerin analizinin yapıldığını, diğer vakalara ait örneklerin analizlerinin Ankara Hıfzı Saydam Laboratuarında devam ettiğini belirtti. TBMM – TBMM Genel Kurulu’nda söz alan CHP Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan da diyabet hastalarının kullandığı şeker ölçüm cihazı çubuklarının ödemelerine ilişkin sorunun devam ettiğini ifade etti. “”Ölçüm çubuklarına yapılan ödemelerin yetersiz olduğu”" gerekçesiyle Danıştay’da açılan davaların kazanıldığına işaret eden Aydoğan, “”Çalışma ile Sağlık bakanları, mağduriyetlerin giderilmesi noktasında söz vermelerine rağmen vatandaşlarımız hastane kapılarında çile çekmeye devam ediyorlar. 8 milyona yakın diyabet hastası yurttaşımızın bu mağduriyetlerinin giderilmesi gerekiyor”" diye konuştu. Bunun üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dinçer, şeker ölçüm cihazı ve çubuklarının uygun fiyatlarda satılmasını sağlayacak bir çalışma yürüttüklerini söyledi. Dinçer, diyabet hastalarının, hangi tür şeker ölçüm çubuğunu istiyorlarsa eczaneden alarak, parasını tahsil edebileceklerini ifade etti ve şunları söyledi: ‘”Bu açıdan bakıldığında hiçbir mağduriyet söz konusu değildir. Bizim hükümet olarak temel yönetim felsefemizden biri olan, bürokrasinin ortadan kaldırılmasıyla ilgili iddiaları dile getirecek olursak, evet şeker hastalarımız da kendileri para ödeyerek, bürokratik bir takım işlemlerle karşı karşıya kalıp parayı bizden tahsil edecekleri bir uygulamaya duçar olmamalılar. Bu açıdan bakıldığında işimizin başındayız, sahibiyiz. Şeker hastalarının herhangi bir bürokrasiye maruz kalmadan, rahatlıkla bu ilaçları, çubukları alacak düzenlemeyi yapmak üzere çalışmalarımızı yürütüyoruz.”" Danıştay’ın konuyla ilgili kararının gerekçesinde “”bu alanda çok sayıda var olan çubukların kalitelerinin, standartlarının belirlenmediğine ve standartlara uygun olanlar için en düşük fiyatın belirlenmediğine”" dair ifade bulunduğunu anımsatan Dinçer, “”Biz de bunu yapıyoruz şu anda. Gerçekten de piyasada çok sayıda çubuk ve cihazı bulunmaktadır. Biz bunların her birini temin ettik. Uluslararası standartlarda ölçüm yapıp yapmadıklarını test ediyoruz ve uygun olanları ayırıyoruz. Bugüne kadar yaklaşık 41 cihaz değerlendirildi. Bunlardan 6″sının standartlara uygun olmadığı, 35″inin ise uygun olduğu belirlendi”" diye konuştu. “MESLEK HASTALIKLARI İÇİN PROJE BAŞLATTIK” Dinçer, “”Konuyla ilgili biraz daha sabredilmesi halinde hakikatten vatandaşlarımızın da çok faydalanacağı daha önemlisi kamunun da burada ciddi anlamda tasarruf edebileceği yeni bir yöntemi ve uygulamayı başarma imkânımız olacak. Çok az kaldı. Çalışmalar bitmek üzere”" dedi. Türkiye”nin, sağlık hizmetlerine erişim itibarıyla dünyanın en iyi ülkelerden biri olduğunu belirten Dinçer, şunları söyledi: “”Gerçekten de kim ne derse desin, bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hatta burada yaşayan başka ülkelerin vatandaşları bile en rahat ve en kolay sağlık hizmetine erişebilir durumdadır. Herkes her hastaneye gidebilir ve yine herkes her eczaneden ilacını alabilir. Dolayısıyla sağlık hizmetlerine erişim konusunda dünyanın en iyi ülkesi olduğumuzu iddia edersek yanlış söylemiş olmayız.”" Türkiye”nin, OECD ve AB ülkeleri içerisinde en geniş Genel Sağlık Sigortası kapsamına sahip ülke olduğunu vurgulayan Dinçer, sigortaya yönelik hizmetlerin daha verimli ve hızlı verilmesi için çalışmaların sürdürüldüğünü anlattı. Silikozis hastalarına her türlü tedavi hizmeti sunulduğunu ifade eden Dinçer, bu hastalara emeklilik hakkı tanındığını hatırlattı. Ülkedeki tüm meslek hastalıklarıyla ilgili yeni bir proje başlattıklarını ifade eden Dinçer, “”Bu çalışmayla tüm Türkiye”de meslek hastalıklarının neler olduğunu ve hastalığın meslekle bağlantılı olup olmadığını belirleyecek bir çalışma yürütüyoruz. Ülke çapında hangi tür meslek hastalığı var, bunu destekleyen bir kayıt sistemi oluşturmaya başladık”" dedi.
Bu yazının kategorisi: Doğum,Hastalıklar,Kilo Verme,Sağlık Sigortası
Takvim
May 2012
| M |
T |
W |
T |
F |
S |
S |
| « Jan |
|
|
| | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 |
| 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 |
| 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 |
| 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 |
| 28 | 29 | 30 | 31 |
|
En yeni yazılar
| |
Geri izle