Diyabette ‘Çam çırası’ umudu
February 26th, 2011
Kahramanmaraş”ta iki lise öğrencisi hazırladıkları TÜBİTAK projesiyle, Çam çırası suyunun, kan şekerinin düzenlenmesinde faydalı olduğunu ortaya koydu.
ANKARA – Başkanlığını sanatçı Metin Şentürk”ün yaptığı Dünya Engelliler Vakfı”nın gerçekleştireceği sempozyum, 4 Martta başlayacak ve 2 gün sürecek.
Engelliliğin önlenmesi, hukuksal boyutu, rehabilitasyon, fırsat eşitliği konularının tartışılacağı sempozyum kapsamındaki panellere Hacettepe, İstanbul, Amsterdam Hogeschool Von ile Doğuş Üniversitesi”nden akademisyenler katılacak.
İstanbul”da düzenlenecek sempozyumda, kurulması planlanan Dünya Engelliler Birliği için daha önce düzenlenen çalıştayların raporları da ele alınacak.
Sempozyuma, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf”ın da katılması bekleniyor.
ANKARA – Damar yolu ve yumuşak doku enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan Cibucin (daptomisin) isimli ilacın nadir de olsa bazı hastalarda alerjik akciğer hastalığına, bunun tedavi edilmemesi durumunda ise solunum yetmezliği ve ölüme neden olabildiği bildirildi.
Novartis firması, damar yolu, deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan Cibucin (daptomisin) ilacıyla ilgili enfeksiyon hastalıkları uzmanlarına yönelik bilgilendirme yazısı yayımladı.
Bu ilacın kullanımı sonrasında nadir de olsa “”eozinofilik pnömoni”" denilen ve ağır seyreden alerjik zatürre ortaya çıktığı belirtilen duyuruda, bunun tanısının hemen konulmaması ve tedavi edilmemesi halinde ilerleyici solunum yetmezliğine ve ölüme neden olabildiği bildirildi.
Bu ilaca bağlı söz konusu hastalığın belirtilerinin ilaç tedavisi başladıktan 2-4 hafta sonra öksürük ve ateşle ortaya çıktığı kaydedilerek, böyle bir durumda ilacın kesilmesi ve tedaviye başlanması gerektiği belirtildi.
Duyuruda ayrıca, böyle bir durumla karşılaşan hekimlerin firmaya ve Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğüne bildirmeleri istendi.
ANTİBİYOTİKLER GEREKSİZ KULLANILMAMALI
Enfeksiyon Hastalıkları Ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) Başkanı Prof. Dr. Haluk Vahaboğlu, söz konusu ilacın damar yolu, deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarında, özellikle hastanelerde yoğun olarak kullanıldığını söyledi.
Bu ilacın bazı etkileşimlere neden olması nedeniyle akciğer enfeksiyonlarında kullanılmadığını ifade eden Vahaboğlu, söz konusu bildiride, ilacın nadir de olsa “”eozinofilik pnömoni”" denilen, ciddi seyreden alerjik akciğer enfeksiyonuna neden olabildiği uyarısı yapıldığına dikkati çekti.
Bunun, söz konusu ilacın bir yan etkisi olarak, alerjik reaksiyon şeklinde ortaya çıktığını anlatan Vahaboğlu, “”Bu ilacın kullanılmaya başlanmasının ardından hastalarda 1 ay içinde öksürük, ateş gibi zatürre belirtileri görülmesi halinde bu yan etki akla gelmeli ve buna göre hasta takip edilmelidir”" diye konuştu.
Antibiyotiklerin ancak gerektiği hallerde kullanılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Vahaboğlu, “”Aslında her ilacın bir yan etkisi vardır. Ama bir hastalığın tedavisi için yan etki riski bile olsa ilaç kullanılması zorunlu olabilir. Önemli olan gerekmeyen hallerde yan etki ortaya çıkarabilecek ilaçların kullanımından kaçınmaktır”" uyarısında bulundu.
KONYA – Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Organ Nakli Koordinatörü Uzman Dr. Pelin Taşdemir, Türkiye”de gerçekleşen bin 50 beyin ölümden 269″nun organlarının bağışlanmasının düşündürücü olduğunu söyledi.
Toplumun bilinçlenmesiyle organ bağışı oranının artacağını ve yaşamak için umut bekleyen hastaların hayata dönebileceğini ifade eden Taşdemir, “”Ülkemizde 60 bin kronik böbrek yetmezliği olan hastamız var. 18 bin 250 kişi böbrek, 195 kişi kalp nakli için sıra bekliyor. Ülkemizde geçen yıl bin 50 beyin ölümü gerçekleştiği halde kadavralardan sadece 269 organ nakli yapıldı. İnsanlarımızı organ bağışı konusunda eğitmeli ve başkalarına umut olmalıyız”" dedi.
“”ENDİŞELERİNİZDEN KURTULUN”"
Toplumda insanların organlarını bağışlama konusunda endişeye kapıldığına dikkati çeken Taşdemir, “”Beyin ölümümüz gerçekleşmeden organlarımız alınır korkusu yaşıyorlar. Beyin ölümünün gerçekleştiğine 4 hekim karar verir. Bu endişeleri toplumun yenmesi gerekiyor. Dinimiz açısından uygun olmadığı inancına Diyanet İşleri Başkanlığımız da karşı çıkıyor. Organ bağışında bulunarak umudunu kaybetmek üzere olan insanları hayata döndüreceğimiz için sevap işleriz”" diye konuştu.
“”KISA ÖMÜRLER UZAYABİLİR”"
Organ naklinin topluma pek çok yönüyle faydalı olduğunu vurgulayan Taşdemir, “”Organ nakliyle kısa ömürleri uzatabiliriz. Diyaliz hastalarının devlete olan maliyeti çok yüksektir. Böbrek nakliyle bu masraf ortadan kalkar ve böylelikle bütçeye katkı da sağlanır. İnsanların yaşam kalitesi artar. İş gücü kaybını kazanca dönüştürdüğü için insanlar organlarını bağışlayarak devletin bütçesine de katkıda bulunur”" ifadesini kullandı.
İSTANBUL – “”Karadeniz Ülkeleri Meme ve Servikal Kanser Koalisyonu”" toplantısına katılan Akdağ, daha sonra düzenlenen basın toplantısında, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin “”İstanbul”da bu yıl 24 kızamık vakası olduğu açıklandı. Bundan haberiniz yok muydu? Salgın tehlikesi var mı?”" sorusu üzerine Bakan Akdağ, “”2001 ve 2002 yıllarında Türkiye”deki kızamık vakası sayısını biliyor musunuz?”" diye sordu.
Sağlıkta Dönüşüm Programı ve o programın getirdiği yüksek koruyucu önlemler alınmadan önce, 2001 yılında Türkiye”de 31 bin kızamık vakası olduğunu anımsatan Akdağ, Türkiye”de kızamık vakası olmadığına dair açıklamayı yaptığı zaman sonrasındaki günlerde az sayıda da olsa kızamık vakası olacağını bilmediğini vurguladı. Akdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“”Türkiye”de biz çocuklarımızda kızamık beklemiyoruz. İstanbul”daki vakalar bize Avrupa”dan bulaşmış vakalar. Avrupa”da birçok ülkede salgınlar var ama Türkiye”de bir salgın yok. Görülen kızamık vakaları da bizim kampanya yaptığımız ve aşıladığımız yaş grubundan daha önceki yıllarda doğan kişiler, 1975 ile 1990 arasında doğanlar. Çocuklarımızı çok yüksek oranda aşılıyoruz ve onları yüksek oranda koruyoruz. Bizden önceki yıllarda yapılmamış aşıların sonucu bu. Dikkat ederseniz çocuklarımıza bulaşmıyor. Yani daha üst yaş grubuna bulaşıyor. Bize göre endişe edilecek bir şey yok. Türkiye”de yüksek koruyucu tedbirler aldığımız için kızamık tamamen kontrol altındaki bir hastalıktır. Ancak 1975 ile 1990 arası doğanlar için ne kadar risk olabilir önümüzdeki yıllarda, onu da bilim adamlarımız araştırıyor. Bize verecekleri bilgiye göre hareket edeceğiz.”"
1990 ÖNCESİNDE TEK DOZ AŞI YAPILIYORDU
Akdağ, “”Koruyucu önlemler az da onun için kızamık salgını yaşandı”" diyenlerin biraz insaf etmeleri gerektiğini dile getirerek, Türkiye”nin bu hususta çok başarılı bir ülke olduğunu vurguladı. Kızamık her tartışıldığında 1990 öncesi tek doz aşı uygulamasının da gündeme geldiğini ifade eden Akdağ, kimseye tek doz yapıldığı için zarar gelmeyeceğini, tek doz yetersiz kaldığı için kızamık olanlara zarar geldiğini belirtti.
O yıllarda o günkü bilimsel veriler çerçevesinde kızamık aşısının 9 aylıkken tek doz yapıldığını ve tekrarlanmadığını anımsatan Akdağ, dolayısıyla o dönemde çocuklarda çok sayıda kızamık görüldüğünü, kızamığın da beyin hasarı dahil birçok hastalığa neden olabildiğini kaydetti.
Kızamıktan korunma yolunun aşılanmak olduğunu ve Türkiye”nin de bunu büyük ölçüde dünyada en iyi başaran ülkelerden olduğunu vurgulayan Akdağ, “”İstanbul”daki kızamık vakalarında da görüldüğü gibi daha ileri yaş grupları için bir sorun oluşacaksa, bilim adamlarımızla beraber bunu çözeriz”" diye konuştu.
|
İLGİLİ HABER
|
|
21-36 yaş arasına kızamık aşısı geliyor Bu yazının kategorisi: Hastalıklar Takvim
En yeni yazılar
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Geri izle