Göçmen ve mülteciye koşulsuz sağlık hizmeti

February 26th, 2011

Türkiye, UNAIDS”ın “Yer değiştiren Bireylerin HIV/AIDS Epidemisindeki Yeri” başlıklı toplantısında ilk kez bakanlık düzeyinde temsil edildi. Peki bu ne anlama geliyor?

İSTANBUL – Avrupa Birliği Komisyonu – Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı Türkiye Programı (DİHAA) ve Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) tarafından desteklenen proje, Yasama Derneği (YASADER), Sivil Toplumu Güçlendirme Merkezi (STGM) ve Uluslararası Af Örgütü ile ortaklaşa yürütülüyor.
Projenin amacı; HIV”le yaşayan kişilerin karşılaştığı ayrımcılık, damgalanma ve dışlanmaları azaltma konusunda sivil toplum kuruluşlarının, kamu kuruluşlarının ve parlamento üyelerinin farkındalığını arttırmak, bu konuda toplumsal sorumluluk geliştirmek ve HIV/AIDS”le ilgili bir yasa tasarısı oluşturmak.
TÜRKİYE İÇİN “HIV/AIDS YASASI” GEREKLİ
Çeşitli ülkelerin HIV/AIDS Yasaları ile ilgili sunumu yapan Pozitif Yaşam Derneği proje koordinatörü Murat Köylü; “HIV ile yaşayanların hakları bazı ülkelerde doğrudan yasalar ile korunurken kimi ülkelerde mevcut diğer yasalar çerçevesinde değerlendirilmekte ve korunmaktadır. Gelişmiş ülkelerden biri olan Fransa’dan Pakistan’a kadar daha dezavantajlı pek çok ülkede HIV/AIDS ile ilgili tüm konulara değinen, oldukça kapsamlı yasalar mevcuttur. Bu yasaların ortak amacı; HIV‘in yayılımını engelleyici politikalar ve HIV/AIDS ile yaşayan kişileri ayrımcılıktan korumak, haklarını kullanılabilir hale getirmektir” dedi
Türkiye”de HIV ve AIDS”le ilgili yasal düzenlemelerin olmadığına işaret eden Köylü, “HIV ile yaşayanların sahip oldukları haklarını koruyan bir yasa olmadığı için her türden ayrımcılığa maruz kalabiliyorlar. Pek çok uluslararası ve ulusal yasa açısından açık suç teşkil etmesine rağmen HIV ile yaşayanların statüleri kendi rızaları ve bilgileri olmadan 3. kişiler ile paylaşılıyor. Hiçbir gereği ve dayanağı olmadığı halde okuldan uzaklaştırılıyor, işten çıkartılıyor, evlendirilmiyor, sosyal çevrelerinden dışlanıyorlar” dedi.
DEMOKRATİK BİR EŞGÜDÜM VE İŞ BİRLİĞİ YARATMAK
Etkileşimli bir düşünce alışverişinde bulunmak amacıyla düzenlenen toplantıda Proje Direktörü Serhan Karataş ise “Sivil toplum kuruluşlarının, hükümet kuruluşlarının ve parlamento üyelerinin HIV ile yaşayanların insan hakları konusundaki farkındalıklarını zenginleştirmek ve HIV/AIDS`e yönelik toplumsal sahiplenmeyi arttırmak” adlı, çok bileşenli ve geniş kapsamlı bir proje yürütmekteyiz. Toplumun tüm kesimlerini doğrudan ve eşit olarak ilgilendiren HIV/AIDS konusunda ayrıntılı ve kapsamlı bir yasa taslağı oluşturmak, projenin hedeflerindendir. Bu taslağı, çeşitli toplantılar ve demokratik katılımcı bir süreç sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi”ne sunmayı diliyoruz” dedi.
TIBBİ BOYUT, SAĞLIK MEVZUATI VE HIV/AIDS
HIV/AIDS’in tarihi ve Türkiye’de HIV/AIDS, Tıbbi boyut ve sağlık mevzuatını aktaran Ege Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ABD öğretim görevlisi Prof. Dr. Deniz Gökengin tanı ve testler, sosyal güvence ve tedaviler ile ilgili bilgi verdi, yaşanan sorunlara dikkat çekti. Prof. Gökengin şunları söyledi:
“Türkiye’de güncel tanı yöntemleri kullanımda 2007 yılında 4 ilde 11 Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri (GDTM) kuruldu. Ancak; halen eski kuşak testleri kullanan hastaneler var ve GDTM’nin hiçbiri çalışmıyor. Buralarda kişisel bilgiler sorgulanıyor, mahremiyet gözetilmiyor. Bunlarda kişilerin geç HIV tanısı almasına ve kimi zaman da ölümlerine neden olabiliyor. Tanı ve tedavi 1996’dan bu yana sosyal güvence kapsamında. SGK uygulamalarında katkı payı alınmıyor. Buradaki en önemli sorunlar ise: HIV’i baskılayan (ARV) tedaviler her eczanede satılmıyor. Dirençli hastalar için yurt dışından ilaç lisans başvurusunun işlemi çok zahmetli ve uzun sürüyor. Son ilaç seçeneği olan HIV pozitif kişinin tedavisi kesintiye uğrayabiliyor. Direnç gelişen hastalarda hayati önem taşıyan ilaçlar için başka seçenek yok.”
HIV/AIDS BİR İNSAN HAKLARI MESELESİDİR
Pozitif Yaşam Derneği Hukuk Danışmanı Av. Habibe Yılmaz Kayar da “HIV/AIDS, sadece tıbbi ve toplumsal bir sorun olmayıp, üzerinde önemle durulması gereken bir insan hakları meselesidir. HIV’le ilgili olarak tıbbi ve toplumsal düzeyde edinilen yanlış bilgiler HIV ile yaşayan insanlar/kurumlar için çözülmesi gereken en büyük sorunlardan birini oluşturmaktadır. İnsan haklarına saygılı, insani yaklaşım HIV/AIDS ile mücadelede tek etkili yöntemdir” diye konuştu.
SAĞLIKÇI HASTA YARARINA ÖNCELİK VERMEK ZORUNDA
İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevki Sözen HIV/AIDS temelinde hasta hakları, hekim sorumluluğu ve adli tıp sunumunda HIV ile yaşayanların sağlık hizmetlerinden adalet ve hakkaniyet çerçevesinde yararlanma, diğer hastalardan ayrım yapılmaksızın, uygun sağlık bakımı alma ve bu tedaviye devam edebilmelerinin önemini vurguladı.
Sözen; “Her türlü tıbbi uygulamada ve her tür koşulda sağlık çalışanları hasta yararına öncelik vermek zorundadır” diyerek sağlıkta yararlılık ilkesinin altını çizdi.
HIV VE AIDS BİRBİRİNDEN FARKLIDIR
HIV ve AIDS’in birbirinden çok farklı iki kavram olduğuna değinen Pozitif Yaşam Derneği İletişim Sorumlusu Çiğdem Şimşek, HIV’in tıbbi boyutunu özetle şu sözlerle anlattı:
“HIV; tedavi edilmediği takdirde AIDS’e neden olan virüstür. Sadece 3 temel yol ile bulaşabilmektedir. Dış ortamda hava ve güneş ile temas ettiğinde çok kısa sürede bulaştırıcılığını yitiren HIV; sosyal ilişkilerle, öpüşmekle, sarılmakla, kondom ile cinsel ilişkiye girmekle, aynı ortamda bulunmakla, aynı çatal – kaşığı, aynı havuzu, aynı tuvaleti kullanmakla, sivrisinek ısırmasıyla, tükürük ve ter ile bulaşmaz.
Dünya Sağlık Örgütü’nün kronik hastalıklar listesinde olan HIV, 1996’dan bu yana mevcut gelişmiş ilaç seçenekleriyle kontrol altında tutulabilmektedir. Doğru zamanda ilaç tedavisine başlayan HIV pozitifler kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler. HIV pozitif olmak eğitim görmeye, çalışmaya, evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya engel değildir. HIV ile yaşayan kişilerin hayatını yanlış bilinenler ve önyargılar zorlaştırmaktadır. HIV/AIDS ahlaki değil tıbbi bir durumdur” dedi.
WASHINGTON – ABD”nin California Üniversitesi”nden Bruce Ovbiagele ve ekibinin yaptığı araştırmada, HIV pozitiflerde beyin damarları rahatsızlıklarının artmasının, virüse karşı kullanılan ilaçların yan etkisine bağlı olabileceği belirtildi.
Ovbiagele, ABD genelinde son yıllarda beyin kanaması nedeniyle hastaneye kaldırılanların sayısı azalırken, bu oranın HIV pozitiflerde arttığına dikkati çekti.
Neurology dergisinde yayımlanan araştırmada, ülkede 1997-2006 yılları arasında beyin damarları rahatsızlıkları nedeniyle hastaneye kaldırılan tüm hastaların verileri incelendi. Bilim adamları, bu dönemde toplumun genelinde beyin damarları hastalıklarına yakalananların sayısının yüzde 7 azaldığını, HIV taşıyıcılarında ise yüzde 67 arttığını gördü.
HIV taşıyıcılarının çoğunda beyne giden kan akımında azalmanın meydana geldiğini belirten Ovbiagele, araştırmanın virüse karşı kullanılan ilaçların piyasaya sürüldüğü ve yaygın olarak kullanıldığı döneme rastladığını, bu istatistiklerin ilaçların beyin rahatsızlıkları riskini artırabilen metabolik komplikasyonlara bağlı olabileceğini düşündürdüğünü vurguladı.
İSTANBUL – Pozitif Yaşam Derneği tarafından 2008–Aralık 2009 tarihleri arasında sağlanan 120 hukuki danışmanlık hizmetinden yararlanarak hazırlanan raporda ilginç sonuçlar ortaya çıktı.
Global Dialogue ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenen raporda HIV ile yaşayan kişilerin yaşadığı toplamda 162 insan hakkı ihlali kaydı yapıldı. İhlaller ile ilgili yapılan incelemelerde bazı vakaların birden fazla hak ihlalini içerdiği gözlemlendi. Bu sebepten toplam ihlal sayısı vaka sayısını aştı.
Bireysel ve toplumsal önyargıların devam ettiğini, HIV ile yaşayan kişilerin kötü muameleye maruz kaldığını, anayasal ve yasal birçok haklarının ihlal edildiği vurgulayan Pozitif Yaşam Derneği Hukuk Danışmanı Avukat Habibe Yılmaz Kayar, raporu şu cümlelerle değerlendirdi:
SAĞLIK KURUMLARINDAKİ HAK İHLALLERİ DEVAM EDİYOR
“PYD tarafından yayınlanan ilk iki hak ihlalleri raporunda olduğu gibi 2009 dönem raporunda yine birinci sırayı sağlık kuruluşlarında yapılan ihlallerin teşkil ettiğini görmekteyiz. Sağlık kuruluşlarında ve sağlık çalışanları tarafından HIV ile yaşayan kişilerin maruz kaldıkları ihlaller, ayrımcılığa maruz kalma, kişinin rızası olmadığı sürece gizli kalması gereken özel hayat bilgileri ve tıbbi verilerin üçüncü kişiler veya kurumlar ile paylaşılmasından anayasal bir hak olan sağlık ve tedavi hakkının engellenmesi farklı biçimlerde tezahür etmektedir.”
Sağlık kurumunda ve sağlık çalışanları tarafından hak ihlalinin yapılmaması gerektiğini kaydeden Kayar, “Bir kişinin, sırf HIV statüsü sebebiyle, ayrımcılığa maruz bırakılarak, ameliyat edilmesinin reddedilmesi, bireyin en temel anayasal haklarından birinden mahrum bırakılması anlamına gelir. Her sağlık kurumu, çalışan ve doktorlar, her hastayı tanısı ne olursa olsun, HIV tanısı mevcutmuş gibi, gerekli önlem ve teşekkülleri sağlayarak tedavi ve ameliyat etmelidir ve bunun önünde makul gösterilebilecek hiçbir engel bulunmamaktadır” dedi.

TEDAVİ VE ÇALIŞMA HAKKI, ANAYASAL HAKTIR
Çalışma hayatında yaşanan ihlallerin sayısının arttığına dikkat çeken Kayar, HIV ile yaşayan kişiler HIV tanıları sebebiyle işlerinden çıkarılmakta, ayrımcılığa uğramakta, çalışma hakkından ve sosyal güvenceden mahrum bırakılmaktadır” diye konuştu. Bu ihlallerin tedaviye erişimi engellediğini kaydeden Kayar şöyle devam etti:
“HIV pozitif bireylerin tedaviye ulaşım hakları ellerinden alınmaktadır. Aynı zamanda bu duruma maruz kalan HIV pozitif bireyler iş çevrelerinde deşifre olmakta ve sosyal ve iş çevrelerinden izole edilmektedir. Bu süreç, zincirleme bir biçimde gelişmekte ve HIV ile yaşayan kişileri çok farklı biçimlerde ihlallere maruz bırakmaktadır.”
HIV İLE YAŞAYANLAR AHİM’DE
2009 Hak İhlalleri Raporu’nun hazırlanmasının en önemli ayaklarından birini oluşturan Pozitif Yaşam Derneği tarafından, Türkiye genelinde HIV popülâsyonunun en yüksek olduğu 6 ilde “HIV ile Yaşayan Kişilerin Hukuki Sistemi Kullanımlarının Güçlendirilmesi-Hukuk Poliklinikleri Projesi” yürütülüyor.

Projenin Koordinatörü Cenk Soyer, proje kapsamında HIV ile yaşayan kişilere hukuki danışmanlık sağlandığını söyledi ve “Verilen hukuki danışmanlıklardan 14 tanesi için danışanların isteği ve onayı doğrultusunda idari veya adli başvuru yapıldı. 14 vakanın 4’ü için iç hukuk yolları tüketilmiş olduğu için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”ne (AİHM) başvuruda bulunuldu” dedi.
Kararların emsal teşkil edeceğine vurgu yapan Soyer; “Bu rapor döneminde HIV pozitif kişilerin yaşadıkları ihlâllerde hukuksal mücadele yoluna gitmelerinde artış gözleniyor. Yargı sürecine götürülen hak ihlalleri vakaları devam ediyor. Özellikle AİHM’ne götürülen vakaların neticelenmesi sonucu verilecek kararlar, ileriki süreçte HIV ile yaşayan kişilerin maruz kalabilecekleri ihlallere emsal teşkil edecek kararlar olacaktır” şeklinde konuştu.

AYRIMCILIK ARTIYOR
2007 ve 2008 verilerini içeren hak ihlalleri raporlarında çalışma alanı ve işyerlerinde yaşanan ihlaller daha geri sıralarda yer alırken, 2009 dönem raporunun verilerinde işyerinde yaşanan ihlaller ve ayrımcılık vakalarında ciddi artış olduğu ve bu vakaların, hak ihlallerinde ikinci sıraya yerleştiği görülüyor.
ANKARA – “”Türkiye”de Yüksek Risk Altındaki Gezici İşçi Gruplarında HIV/AIDS bilgisi, Tutumu ve Davranışları”" konulu araştırma, denizciler, kamyoncular, turizm çalışanları ve inşaat işçileri gibi gezici çalışanların HIV/AIDS hakkındaki farkındalığı ortaya koymak amacıyla yapıldı.
Araştırmanın tanıtım toplantısında konuşan Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Bölgesi Beşeri Kalkınma Bölümü Kıdemli Ekonomisti Rekha Menon, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Hacettepe Üniversitesi AIDS Tedavi ve Araştırma Merkezi (HATAM) ile Sağlık Bakanlığının katkılarıyla yapılan araştırmanın Türkiye”de alanında ilk olduğunu söyledi.
Daha önce HIV/AIDS konusunda risk altında bulunan başka gruplara yönelik çalışmaların yapıldığının ancak gezici işçilerin ilk kez ele alındığını ifade eden Menon, araştırmanın bu alanda ciddi bir boşluğu dolduracağını vurguladı.
HATAM Müdürü Prof. Dr. Serhat Ünal, AIDS”in bir hastalık olduğunu ancak sadece medikal değil sosyal yönünün de bulunduğuna işaret etti. 2000″li yılların başından beri dünya genelinde AIDS vaka sayısının azalma eğiliminde olduğuna, ancak Türkiye”nin de içinde bulunduğu coğrafyada katlanarak arttığına dikkati çeken Prof. Dr. Ünal, AIDS”le mücadeleyle ilgili olarak her kesimin elinden geleni yapması gerektiğini belirtti.
Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanı Ercan Bal da küreselleşmeyle ülkelerarası dolaşımın arttığını söyleyerek, bunun bulaşıcı hastalıkların günümüzde sınır tanımamasına neden olduğunu söyledi.

Araştırma sonuçlarına dayanarak bu konuda nasıl bir yol izlenebileceği, ne tür mücadele yöntemleri geliştirilebileceği gibi çıkarımlar yapılabileceğine ifade eden Bal, Dünya Bankası”nın da Türkiye”de böyle bir projeye ilk kez destek verdiğini sözlerine ekledi.
YÜZDE 35″İ SEKS İŞÇİLERİYLE İLİŞKİDE
İzmir, İstanbul, Antalya ve Trabzon”da yapılan çalışmaları kapsayan araştırmada, korunmasız heteroseksüel cinsel ilişkinin denizci, kamyoncu ve turizm çalışanları gibi gezici işçiler arasında esas HIV enfeksiyonu riski taşıyan davranış olduğu saptandı.

Araştırmada, ele alınan tüm gezici çalışanların yüzde 35″inin seks işçileriyle nadiren ya da daha sık ilişkide bulunduğu belirlenirken, bunların yüzde 45″inin kondom kullanmadığı tespit edildi.
Denizcilerin yüzde 44″ü, kamyon sürücülerinin yüzde 42″si son 3 ayda 2 ya da daha fazla partnerle cinsel ilişkide bulunduğunu ifade ettiği araştırmada, bu oran turizm sektöründe çalışanlarda yüzde 30, inşaat çalışanlarında yüzde 23 olarak gerçekleşti.
Özellikle evden uzak geçirilen zaman ve alkol kullanımı riskli cinsel ilişkiyle sıkı bir bağ içinde olduğu belirlenen araştırmada, alkol kullananların kullanmayanlara oranla 2,5 kat, fazladan 5 ayını evden uzak geçirenlerin, geçirmeyenlere göre yüzde 34 daha fazla riskli cinsel ilişkiye girme eğiliminde olduğu saptandı.
Araştırmada, Türkiye”de risk gruplarına yönelik HIV bildirim sisteminin geliştirilmesi, davranış değişikliği ve kondom kullanımının artırılması, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yönelik hizmet ve programların artırılması gerektiği önerilerinde bulunuldu.
İSTANBUL – Rapora göre, AIDS”ten ölüm oranları da son 5 yılda yine yaklaşık yüzde 20 azaldı. Elde edilen başarıda AIDS”ten korunma bilincini artırma çalışmalarının yanı sıra, hastalığa karşı araştırmacı ilaç sektörünün geliştirdiği etkin ilaç ve tedavilerin etkili olduğu belirtildi.
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Başkan Yardımcısı Engin Güner, “Geliştirilen etkin tedaviler, AIDS salgınını ciddi şekilde yavaşlattı. HIV taşıyanlar artık daha uzun yaşıyor” dedi.
20. Yüzyıldan 21. yüzyıla miras kalan en tehlikeli hastalıklardan biri olan AIDS ile mücadeleye yönelik olarak Birleşmiş Milletler”den iyi haber geldi. Birleşmiş Milletler AIDS ile Mücadele Programı (UNAIDS) tarafından hazırlanan ve hastalıkla ilgili 2009 yılı verilerinin değerlendirildiği 2010 Küresel AIDS Raporu”nda, dünyada en az 56 ülkede HIV enfeksiyon sayısının istikrara kavuştuğu veya ciddi şekilde azaldığı bildirildi. Uzmanlar, AIDS salgınında rüzgarın tersten esmeye başladığını, salgının yayılmasının yavaşlayarak durma noktasına doğru yaklaştığını belirtiyor.
YENI ENFEKSIYONLAR VE ÖLÜMLER AZALIYOR
Rapora göre, 1999 – 2009 arasında yeni HIV enfeksiyonları yüzde 20 oranında azaldı. AIDS ile ilgili ölümlerin sayısında da 2004 – 2009 yılları arasında yine yüzde 20 düşüş görüldü. Raporda 2009 yılında yaklaşık 2,6 milyon yeni HIV enfeksiyonu görüldüğü belirtilerek, bu sayının 1999″da 3,1 milyon civarında olduğu hatırlatıldı. 2004″te 2,1 milyon civarında kişi AIDS ile ilgili hastalıklardan yaşamını yitirirken, bu sayı 2009 yılında yaklaşık 1,8 milyon düzeyinde kaldı.
Halen dünyada 33,3 milyon kişinin HIV virüsü ile yaşadığı tahmin ediliyor. 2008″de bu sayı 32,8 milyon düzeyinde gerçekleşmişti. Raporda, aradaki farkın büyük ölçüde, etkin ve yenilikçi AIDS ilaç ve tedavilerine erişimin güçlenmesi sonucu, hastaların daha uzun yaşamalarından kaynaklandığı vurgulanıyor.
MÜCADELEDE 56 ÜLKEDE ÖNEMLI KAZANIMLAR
UNAIDS raporunda en az 56 ülkede yeni HIV enfeksiyonlarının istikrara kavuşarak artış göstermediği veya ciddi ölçülerde azaldığı kaydediliyor. Bununla birlikte dünyanın bazı bölgelerinde AIDS salgınının etkileri yoğun bir şekilde hissediliyor. Hastalığa karşı başarılı sonuçlar almaya başlayan 56 ülkenin 34″ü Afrika kıtasında yer alıyor. Ancak buna rağmen, 2009 yılındaki tüm yeni HIV enfeksiyonlarının yüzde 69″u bu bölgede görüldü. Ayrıca büyük kısmı Doğu Avrupa ve Orta Asya”da olmak üzere 7 ülkede yeni HIV enfeksiyonlarının oranı yüzde 25 arttı.
10 MILYON HASTA ETKIN TEDAVILERE ULAŞAMIYOR
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Başkan Yardımcısı Engin Güner, elde edilen sonuçlarda HIV’den korunma konusunda bilinci yükselten çalışmaların, hastalığa karşı geliştirilen etkin ilaçların ve bunlara erişimin güçlenmesinin önemli rol oynadığını kaydetti. UNAIDS raporundaki verileri değerlendiren Güner şunları söyledi:
“Yenilikçi tedavilere erişen hastaların sayısı son 5 yılda 7,5 misli artarak 5,2 milyona ulaştı. Sadece geçen yıl, 1,2 milyon yeni hasta tedaviye erişebildi. Bu 2008″e göre yüzde 30 artış anlamına geliyor. HIV virüsü taşıyanlar artık daha uzun yaşıyor. Araştırmacı ilaç sektörü bir yandan HİV enfeksiyonuna ve AIDS”le ilgili hastalıklara karşı etkin ilaçlar geliştirirken, bir yandan da dünyanın her yerinde bu ilaçlara erişimi güçlendirecek programları devreye sokuyorlar. Sektörümüz AIDS”i küresel bir tehdit olmaktan çıkarmak için çalışmalarını aralıksız sürdürecektir.”
İSTANBUL – Ancak bu verilerin gerçek sayıyı yansıtmadığı düşünülüyor. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, “Cinsel yolla bulaşan hastalıklar bildirimi zorunlu hastalıklardır. Sağlıklı istatistikler oluşturulamadığı için bu rakamları en az 10 ile çarpmak gerekiyor. Üstelik ülkemize gelen yabancı turistlerin artması ve çok eşliliğin yaygınlaşması nedeniyle bu artışın her geçen gün daha hızlı arttığı tahmin ediliyor. AIDS’ten korunmak da öncelikle her ilişkide mutlaka prezervatif kullanmak ve tek eşliliği benimsemekten geçiyor” diyor.
AŞI ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR
Uzun yıllardır AIDS aşısıyla ilgili çalışmalar devam ediyor. Ancak henüz piyasaya sürülmüş bir aşı bulunmuyor. Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, yakın bir tarihte aşının çıkabileceğini ümit ettiklerini belirterek, “Hastalığın tedavisinde çok yeni ilaçlar var. Bu ilaçlar sayesinde kronik bir hastalığı tedavi eder gibi, sürekli ilaç kullanılarak HIV taşıyıcılarının normal yaşamlarını sürdürmeleri mümkün olabiliyor. Tek bir ilacın içinde farklı kombinasyonlar olduğu için eskisi gibi çok sayıda ilaç kullanmak zorunda kalmadan tedavilerine devam edebiliyorlar. İlaç tedavisiyle 30 yıldır normal hayatını sürdürenler var” diye konuşuyor.
Hastalığı ilaç tedavileriyle taşıyıcılık döneminde tutmaya çalıştıklarını vurgulayan Prof. Kocagöz, taşıyıcılıktan hastalığa gelinmesi halinde ise bağışıklık sisteminin çökmesi nedeniyle birtakım koruyucu destek tedavilerin verilmesinin zorunlu olduğuna değiniyor. Bu durumda yan etkilerin arttığını ve tedavi maliyetinin de yükseldiğini söyleyen Prof. Kocagöz, şunları söylüyor:
“AIDS hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçlar pahalı. Bu bedeli ülkemizde devlet karşılıyor. Eskiden ilaçlar zor bulunurdu, artık daha kolay bulunabiliyor. Taşıyıcılara ve hastalara kan ve organ nakli yaptırmamalarını, eğer gebelik planlıyorlarsa önce hekime başvurmalarını öneriyoruz.”
KADINLAR VE ÇOCUKLARDA RİSK FAZLA
Hastalığın bulaşmasında kadınların erkeklere göre daha fazla risk altında bulunduğunu, özellikle de eşi yurtdışında ya da turizm sektöründe çalışan kadınların risk altında olabileceğini anlatan Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, şu bilgileri veriyor:
“Birden fazla partneri bulunan erkekler hastalığı daha kolay bulaştırıyor, çünkü risk fazla. Ne kadar çok partner değiştiriliyorsa ve korunma önlemlerine dikkat edilmiyorsa risk artıyor. En kötüsü de fazla partneri olan erkekler bunu sadece kadınlara bulaştırmakla kalmıyor çocuklarına da bulaştırabiliyorlar. Doğum öncesi, doğum sırasında ve anne sütüyle geçebiliyor, anne HIV taşıyıcısıysa süt vermesini istemiyoruz.”
ABD VE AVRUPA ARTIŞI KONTROL ALTINA ALDI
Taşıyıcılık ve hastalık oranının artmasından endişe duyulan ABD’de eğitim çalışmaları sayesinde nüfusun yüksek olması, göçmen sayısının fazlalığı gibi dezavantajlara rağmen son yıllarda artışın kontrol altına alındığını ifade eden Prof. Kocagöz, Avrupa’nın da eğitim sayesinde AIDS sayılarında artış bulunmadığının bildirildiğini söylüyor. Türkiye’de de eğitim çalışmalarının hız kesmeden devam etmesi gerektiğini söyleyen Prof. Kocagöz, hastalığın bulaşma yolları hakkında şu bilgileri verdi:
CİNSEL YOLLA BULAŞMA
“HIV enfeksiyonunun en önemli bulaş yolu cinsel temastır. HIV/AIDS her türlü cinsel temasla bulaşabiliyor. Semen (meni) ya da kanla temasa neden olabilecek her türlü cinsel etkinlikte bulaş riski bulunuyor. Bulaş için HIV (+) kişi ile yapılan tek bir cinsel temas bile yeterli oluyor ve cinsel temas sayısı arttıkça bulaş riski artıyor. Cinsel aktiviteden bütünüyle kaçınarak ya da enfekte olmayan eşle monogamik bir ilişki sürdürerek HIV enfeksiyonunun bulaşı önlenebiliyor. Cinsel temas sırasında prezervatif (kondom, kılıf) kullanılmasının koruyuculuğu, kondomun lâteks olması, doğru ve sürekli kullanılması, yırtık ya da delik olmaması kaydıyla kanıtlanmıştır. Kadınlar için hazırlanmış olan intravajinal kondomlar da doğru ve sürekli kullanımla etkili oluyor.
KAN VE KAN ÜRÜNLERİ İLE BULAŞMA
Kanda virüsün yoğun miktarda bulunması nedeni ile virüsü taşıyan kişilerden alınmış kan ve kan ürünleri ile hastalık bulaşabiliyor. 1985 yılında antikor testlerinin bulunması ile dünyanın her yerinde kan ve kan ürünlerinin hastaya verilmeden önce HIV yönünden test edilmesi zorunlu kılınmıştır. Türkiye’de 1987 yılından beri tüm kan ve kan ürünlerine ELISA yöntemi ile antikor saptandıktan sonra hastaya veriliyor, bu nedenle kan ve kan ürünleri ile olan bulaş azalmış görünüyor.

Ancak hastalığın pencere döneminin (Bulaştıktan sonraki 3 ay) olması, acil durumlarda test yapılmadan kan ve kan ürünlerinin kullanılabilmesi nedenleri ile oranı çok az da olsa bu yolla geçiş bildirilmektedir. Damar içi madde kullanımı alışkanlığının önlenmesi, tedavi edilmesi, kullanılıyorsa ortak enjektör kullanımı risklerinin anlatılması bu grup hastalarda HIV bulaş riskini azaltıyor. Bazı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de devlet tarafından temiz enjektör dağıtım programları uygulanıyor ve çalışmalarda önemli ölçüde başarı sağlandığı bildiriliyor. Gelişmiş ülkelerde enjektör paylaşımının azaldığı, steril iğne satın alınışında ve iğne temizleme işlemlerinde artma gözlendiği saptandı.
ANNEDEN BEBEĞE BULAŞMA
HIV gebelik süresince, doğum sırasında ve doğum sonrası dönemde emzirmekle yüzde 20-30 oranında bebeğe geçebiliyor. Ancak HIV (+) anneye gebeliğinin son üç ayında, doğumdan sonra da bebeğe antiretroviral tedavi başlanır ve sezaryen uygulanırsa bu oran yüzde 8-10′ lara düşebiliyor. HIV (+) ise ve gebe kalmışsa, erken dönemde kürtaj yapılması pek çok ülke tarafından kabul edilmiş bir doğrudur. Eğer anne adayı bebeği doğurmak istiyorsa gebeliğin son üç ayında anneye, doğumdan sonra da bebeğe antiretroviral tedavi başlanarak hasta yakın izlemeye alınıyor.
Hastalığın tüm bunların dışında sağlık personeline de görevleri sırasında bulaşması söz konusu olabiliyor. Sağlık personeli öykü ve fizik inceleme ile enfekte hastaları ayırt etme olanağına sahip olamadıklarından korunmak için tüm hastaların kan ve diğer vücut sıvılarını potansiyel enfekte kabul ederek evrensel önlemlere uyarak çalışmak zorundadır.”
İSTANBUL – HIV/AIDS ve HIV Pozitif insanların sorunlarında farkındalık yaratmak amacıyla; aralarında HIV pozitifler ve yakınları, gençlik örgütleri, kadın örgütleri, insan hakları örgütleri, hekimler, avukatlar, sanatçılar, aktivistler, gönüllüler, özel sektör temsilcileri de bulunan 50 kurum ve kuruluş 1 Aralık Dünya AIDS Günü bir araya geliyor.
Etkinlikler kapsamında, İstanbul Galatasaray Meydanı’nda Dünya AIDS Günü’nü sembolize eden devasa ‘Kurdele Kadın’ performansının yanı sıra “Buradan Yetkililere Süslenmek İstiyoruz” Fotoğraf Sergisi de yer alacak.
Renkli görüntülerin yer alacağı etkinlikte, Sambistanbul perküsyon grubunun ritimleri eşliğinde, tahta bacaklar, pandomima, jonglör ekibi ile Taksim Meydanı’na kadar renkli görüntülerle kortej halinde yürünecek.
Saat 11.00’de başlayacak olan basın açıklamasında; Sağlık Bakanlığı İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Şefi Enf. Uzm. Dr. Muzaffer Fincancı, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Üreme Sağlığı Koordinatörü Dr. Gökhan Yıldırımkaya ve Pozitif Yaşam Derneği Başkanı Nejat Ünlü yer alacak.
BOĞAZ KÖPRÜSÜ KIRMIZI OLACAK
Gündüz gerçekleşecek olan şenlikten sonra 1 Aralık akşamı 19.00 – 21.00 saatleri arasında iki kıtayı bir araya bağlayan İstanbul Boğaziçi Köprüsü HIV ve AİDS’E dikkatleri çekmek amacıyla kırmızı renkle ışıklandırılacak.
Dünyada ve Türkiye’de, 7’den 70’e tüm din, dil, etnik köken, meslek, kadın, erkek ve çocukları etkilemekte olan HIV/AIDS hakkında toplumda farkındalık yaratmak ve savunuculuk çalışmalarına temel oluşturmak amacıyla, 1 Aralık Dünya AIDS Gününde Türkiye’de 36 ilde düzenlenen etkinlikler ile “Pozitif Bak! HIV hepimizi ilgilendirir…” diye seslenilecek.
ANKARA – Amerikan Ulusal Alerji ve Enfeksiyonlu Hastalıklar Enstitüsü (NIAID) Direktörü Dr. Anthony Fauci, Güney Afrika, Tayland, Peru, Ekvator, Brezilya ve ABD”de 2007 ayının temmuz ayında başlatılan ve 2009 yılının aralık ayında sona eren klinik deneyin sonuçlarının çok önemli ve umut vaat edici olduğunu belirtti.

Fauci, araştırmanın, toplumun AIDS hastalığından orantısız bir şekilde etkilenen bir grupta enfeksiyon riskinin HIV bulaşmadan önce koruma yöntemi uygulanabileceğinin somut bir kanıtı da olduğunu kaydetti.

Eşcinsel ilişkileri bulunan erkekler, HIV bulaşma riskinin en yüksek olduğu gruplardan birini oluşturuyor. ABD”de, her yıl yeni 56 bin enfeksiyonun yüzde 53″ü bu grupta görülüyor.

Düzenli eşcinsel ilişkisi bulunan 18-67 yaş arasında HIV bulaşmamış, 29″u transseksüel, 2 bin 499 erkek arasında yapılan klinik araştırmada, her deneğe rastgele olarak, “”Truvada”" adı verilen ve 200 miligram “emtrisitabin” ile 300 miligram “tenofovir”den oluşan bir ilaç kombinasyonu ya da “”plasebo”" verildi.

Sonuçları New England Journal of Medicine”de yayınlanan araştırmada, tüm deneklere araştırma sırasında aynı zamanda cinsel ilişkiyle geçen diğer hastalıkların önlenmesi için gerekli tedaviler de uygulandı.

ENFEKSİYON RİSKİ YÜZDE 72 ORANINDA DÜŞTÜ
Yaklaşık 3 yıl süren araştırma sonuçlarının analizinde, toplam 100 HIV enfeksiyonu vakası görüldü. Bu vakaların 36″sı “”Truvada”" ilacını alan bin 251 denek arasında, 64″ü de “”plasebo”" verilen bin 248 katılımcı arasında görüldü. İlacın bir günlük doz kullanımının böylece HIV riskini yüzde 43,8 oranında azalttığı belirlendi. Araştırmada, ilacı düzenli kullananlarda enfeksiyon riskinin ise yüzde 72,8 oranında düştüğü ortaya çıktı.

Amerikan ilaç üreticisi Gilead Sciences tarafından üretilen Truvada, araştırmada ücretsiz dağıtıldı. NIAID”nin büyük bölümünü finanse ettiği araştırmaya Bill ve Melinda Gates Vakfı da maddi destek sağladı.
LONDRA – “Science” dergisinde yayımlanan araştırmada, DNA”nın yapıtaşlarını oluşturan 3 milyar nükleotitden birkaçının, HIV bulaşmasına rağmen tedavi olmaksızın sağlıklı kalabilen insanlarla virüs nedeniyle hastalanan insanlar arasındaki farkı açıklayabileceği belirtildi.
Araştırmaya 2 bin 500″ü AIDS hastası 3 bin 500 kişi katıldı. Genetik değişimleri inceleyen bilim adamları, HLA-B proteininde bulunan 5 amino asitteki değişimlerin, “HIV”e karşı doğal bağışıklık” ile bağlantılı olduğunu belirledi.
Yaklaşık 20 yıldır, sadece HIV kapan 300 kişiden birinde virüsün çoğalmasının, bağışıklık sisteminde doğal olarak engellendiği ve virüsün etkisinin çok düşük seviyede kaldığı biliniyor.
İSTANBUL – Makyaj yapmak ve süslenmek birçok insan için hayata daha pozitif bakma yollarından biri. Bazıları için ise bir anlamda kendini ifade etme şekli.
Fatih Akdan da insanların makyaj yaparken yüzlerinden aynaya yansıyan duyguları fotoğraflarıyla anlattı. HIV/AIDS hakkında önleme ve bilinçlendirme çalışmaları yapan ve HIV/AIDS ile yaşayanlara destek hizmeti veren Pozitif Yaşam Derneği de “Buradan Yetkililere Süslenmek İstiyoruz” projesinde yer aldı.
Genç, yaşlı, kadın, erkek, öğrenci, ressam, bankacı, sporcu, tiyatro oyuncusu, makyaj sanatçısı kısaca toplumun her kesiminden birçok gönüllü de projeye destek olmak için ayna karşısına geçti. Kimisi süslü tuvalet masasında, kimisi vapurda, kimisi kuliste, kimisi de ofisinde…

GELİR, POZİTİF YAŞAM DERNEĞİ”NE BAĞIŞLANACAK
Proje’nin isim babası ve serginin sembolü haline gelen karikatürün sahibi ise Karikatürist Metin Üstündağ. Mizah kalemini çoğu zaman toplum, kadın-erkek ilişkileri, bastırılmış duygular ve önyargılar gibi konuları hicvetmek için kullanan Metin Üstündağ, karikatürleri ile projeye destek verdi.

Sergi kapsamındaki fotoğraf satışlarından sağlanacak gelir Pozitif Yaşam Derneği’ne bağışlanacak.
“Buradan Yetkililere Süslenmek İstiyoruz” sergisi 14 Ekim’de Point Otel’de açılacak ve 1 Kasım 2010 tarihine kadar görülebilecek.
Detaylı bilgi için: www.buradanyetkilileresuslenmekistiyoruz.com
KUDÜS – İsrail”in Haaretz gazetesi, Küdus Üniversitesi”nden araştırmacıların peptid bazlı tedavi ile HIV bulaşmış hücrelerin kendi kendini yok etmesini sağladığını duyurdu.
Araştırmaya imza atanlardan Abraham Loyter, “hedef alınan” hücrelerin 2 haftada tekrar oluşmadığını, dolayısıyla bu hücrelerin yok olduğu sonucunun çıkarılabileceğini belirtti.
Bilim adamları, “AIDS Research and Therapy” dergisinde yayımlanan makalede, çalışmalarının HIV”e karşı yeni genel tedavi yöntemi geliştirilmesi umudunu yarattığını vurguladı. Tekniğin canlının kanındaki uygulamasının nasıl sonuç vereceği ise ilerideki araştırmalarda ortaya çıkacak.
ÇALIŞMALAR UMUT VERİYOR
Günümüzde uygulanan AIDS tedavilerinde, HIV bulaşmış hücreler sadece baskılanıyor, yok edilemiyor.
Amerikalı bilim adamları temmuzda, hastalığın çok geç ve hastanın artık iyileşemeyeceği kadar ilerlemiş evrelerinde, bazı hastaların bünyesinin hastalığa karşı bir bağışıklık sistemi proteini ürettiğini belirlemişti.
Bu keşif de nihayet bir AIDS aşısının geliştirilebileceği umudu yaratmıştı.
İSTANBUL – BM HIV/AIDS ile mücadele kuruluşunun (UNAIDS) iyi niyet elçisi olan rock şarkıcısı Annie Lennox ile birlikte, her ülkeden, her yaştan, her cinsel kimlikten kadın ve erkek, haklar üzerinden mesaj vermek için bir aradaydı.
Saat 20:00″de konferans delegeleri ve halk yürüyüş için Schottentor da buluşarak tarihi Heldenplatz meydanına kadar pankartlar, düdükler ve vuvuzellalar eşliğinde yürüdü.
UNAIDS Başkanı Michel Sidibe, Küresel Fon Başkanı Michel Kazatchkine ve Uluslarasası AIDS Topluluğu Başkanı ve Viyana AIDS Kongesi düzenleyicisi Julio Montanede yürüyenlerin başındaydı.
Aktivistler, “Herkes için insan hakkı, Tedavi insan hakkıdır, İnsan hakları önemlidir, Benim bedenim, benim seçimim, Sex işçiliği de iştir, Hakları koruyun, AIDSi durdurun, Kadınların hakları, hemen şimdi, Cinsellik insan hakkıdır” yazılı pankartlar taşıdı.
Meydana varıldığında Viyana Kongresinin ana teması olan, “Haklar burada, Haklar şimdi” sloganı ve AIDS ile mücadelede daha fazla kaynak talebi Sidibe ve Kazatchkine tarafından da dile getirildi.

Annie Lennox

“CİNSEL KİMLİK VE YÖNELİM AYRIMCILIĞINI DURDURUN”
Başkanlardan sonra sahneye çıkıp söz alan tüm aktivistler, yaşanan damgalamaya ve ayrımcılığa dikkat çekti. Cinsel yönelim, cinsel kimlik, cinsiyet, yaş, etnik köken, ırk, engellilik temelinde yapılan her türlü ayrımcılığın önlenmesinin HIV”e yönelik ayrımcılığın önlenmesinde önemli rolü olduğu vurgulandı.

BM iyi niyet elçisi, şarkıcı, aktivist Annie Lennox konserinden önce HIV yayılımın en yüksek olduğu Doğu Avrupa ülkelerinin hükümet başkanlarına, “Siz neden burada değilsiniz, neredesiniz? Ülkenizde böylesine büyük bir sorun yaşanırken siz bunu görmezden geliyorsunuz” diye seslendi.

HIV”E VE İNSAN HAKLARINA IŞIK TUT
Avusturya hükümetini Küresel Fona az miktarda fon verdiği içi eleştiren Lennox, “Bu konferans Viyana kentine 45 milyon Euro kazandırdı” diyerek, bu paranın Küresel Fona aktarılmasını istedi.
Canlı performansının ardından 1 dakikalık sessizlikte, “HIV”e ve insan haklarına ışık tut” sloganı ile HIV”den dolayı kaybedilen insanlar anıldı.
İSTANBUL – Arzu Kaykı, 18. Uluslararası AIDS Kongresinde yayımlanan Evrensel Erişim istatistiklerine göre, HIV tedavisine ihtiyacı olan 15 milyon kişiden sadece 5 milyonunun hayat kurtaracak ilaçlara erişebildiğini söyledi.
Türkiye’de HIV ile yaşayanların sayısında hızlı bir artış gözlemlendiğini belirten Kaykı, “Ülkemizdeki HIV yayılımın önüne geçmemiz için buradaki uluslararası sesi dinlememiz gerekiyor. Kongre alanında her yerde kondomlar ve korunma mesajları var. Türkiye’de yayılımı engellemek için önce cinsellik ve kondom hakkında konuşabilir olmalıyız. HIV ve AIDS’i insan hakları sorunu olarak görerek ayrımcılığı önlersek, aynı zamanda toplumu bilinçlendirip teste yönlendirebilirsek, ancak bu şekilde yeni vakaların artışını önleyebiliriz” dedi.

TÜRKİYE”DEKİ EN ÖNEMLİ SORUN YENİ İLAÇLARA ERİŞİM
Arzu Kaykı, erken teşhis ve doğru tedavi ile, kronik bir hastalık olarak değerlendirilen HIV”deki en önemli sorunun yeni ilaçlara erişim olduğunu belirtti.

HIV/AIDS ile yaşayanların en büyük endişelerinden birinin özellikle dirençli hastalar için hayati önem taşıyan yeni ilaçlara ulaşmaktaki ciddi gecikmeler olduğunu vurgulayan Kaykı, “Bu sorunların çözümü için öncelikle HIV/AIDS’in Türkiye’de bir sorun olarak kabul edilmesi, toplum genelinde bilincin arttırılması ve kapsamlı bir ulusal program oluşturulmasına ivedilikle ihtiyaç var. Dünyada insan hakları ve tedavi konusunda hızla gelişen yeniliklere Türkiye’nin de eş zamanlı ulaşması için devletin sorumluluklarını yerine getirmesini istiyoruz” diye konuştu.
İSTANBUL – AIDS ile mücadele konusunda yıllardır yapılan araştırmalar sonunda olumlu bir sonuç verdi.
Güney Afrikalı uzmanlar, geliştirdikleri vajinal jelle, AIDS hastalığının yayılma hızının azalabileceğini açıkladı.
Araştırmalara göre, ilişkiden önce ve sonra kullanılan jel, bir yıl boyunca kullanıldığında yüzde 50, iki yılın üzerinde kullanıldığındaysa yüzde 39 oranında koruma sağlıyor.
Araştırmacılar jelle ilgili testlerin sürdürülmesi gerektiği konusunda hem fikir. Ancak daha önce kadınların AIDS”e yakalanma riskini azaltan bu kadar başarılı bir yöntem bulunmadığını da ekliyorlar.
Araştırmayla ilgili detaylı bilgiler Viyana”da düzenlenen Uluslararası AIDS Konferansında sunulacak.
Dünyada AIDS”in en yaygın olduğu bölge Afrika Kıtası. 33 milyon HIV vakasının önemli bir bölümü kara kıtada yaşıyor. Her yıl 2.7 milyon kişi AIDS ile tanışıyor ve her yıl 2 milyon insan hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor.
ANKARA – Science dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre bilim adamları, hastalığa yol açan HIV virüsü çeşitlerinin çok büyük bir bölümüne karşı bünyeyi koruyan bir antikor belirledi. Bu antikorun, aşı için kullanılabileceği belirtildi.
Bazı hastaların, hastalığın çok geç ve hastanın artık iyi olamayacağı kadar ilerlemiş evrelerinde, bünyelerinin hastalığa karşı bir bağışıklık sistemi proteini ürettiği belirlendi. Sağlık Bilimcileri, uygulanacak bir aşıyla, vücudun bu proteini hastalığın daha erken aşamalarında geliştirmesinin sağlanabileceğini belirledi.
Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Ulusal Enstitüsü”nden (NIAID) Dr. Gary Nabel, araştırmalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Son 10 yıl içerisinde hiç olmadığım kadar, AIDS aşısı konusunda umutluyum” dedi. Nabel, antikorların virüse yapışarak virüsü etkisiz hale getirdiğini, bu antikorların, HIV virüsü çeşitlerinin yüzde 90″ı üzerinde etkili olduğunu kaydetti.
AIDS”e karşı koruyucu antikorların iki tip olduğu, bünyenin bu antikorları üretmesi için hastaya gen terapisi yapılabileceği, bir diğer yöntemin ise bu antikorların hastaya doğrudan verilmesi olabileceği kaydedildi. Bu antikorlardan biri VRC01 olarak adlandırılıyor. Bu antikor AIDS virüsünün gp120 adı verilen bölümüne eklemlenerek onu etkisizleştiriyor. HIV virüsünün çok farklı çeşitlerde olacak şekilde mutasyonlara uğramasına karşın bu antikorun virüs üzerinde etkili olmasının nedeni, virüsün ne kadar değişirse değişsin, gp120 adı verilen bu bölümünün değişmeden kalması.
Bu heyecan verici keşfin, dünya çapında kullanılabilecek bir aşıya dönüştürülmesinin mümkün olup olamayacağı, aşının ne zaman elde edilebileceği ise antikor ile virüs arasındaki bu ilişkinin daha fazla analiz edilmesi sonrasında mümkün olabilecek. NIAID direktörü Dr. Anthony Fauci, yaptığı açıklamada, yöntemin, diğer bir çok enfeksiyon hastalığına karşı da kullanılabileceğini kaydetti.
ANKARA – Virginia”daki George Mason Üniversitesinde görev yapan bilim adamları, aralarında çiçek aşısı olan kişilerin de bulunduğu bir grup üzerinde yaptıkları araştırmada, HIV virüsünün çoğalma yeteneğini inceledi.
BMC Immunology dergisinde yayımlanan araştırmada, bilim adamları, çiçek aşısı yapılmamış kişilerin immün hücrelerinde virüsün çoğalma kapasitesinin beş kat daha fazla olduğunu gözlemledi.
Aşılamanın bağışıklık sistemini, HIV virüsüne karşı kalıcı ve koruyucu bir şekilde güçlendirmesinin mümkün olabileceğini vurgulayan bilim adamları, bunun kısmen de olsa virüsün, çiçek aşısının zorunlu aşı programından çıkarılmasının ardından hızla yayılma nedenini açıklayabileceğini söyledi.
Araştırma sonuçlarının AIDS hastalığına karşı yeni koruyucu önlemler geliştirilmesinin yolunu açabileceğini belirten bilim adamları, yine de HIV virüsüne karşı çiçek aşısı önermek için henüz çok erken olduğunun altını çizdi.
Merkezi İzmir”de bulunan AIDS İle Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Melahat Okuyan, özellikle gençlerin AIDS konusundaki sorularına bir sosyal paylaşım ağı üzerinden yanıt vermeyi sürdürüyor.

Prof. Dr. Okuyan, Türkiye”nin alandaki ilk örneği AIDS İle Mücadele Derneğini 1991 yılında kurduklarını, çeşitli kentlerde şubeler oluşturduklarını söyledi. Yıllar boyunca halkı AIDS konusunda bilinçlendirmeye yönelik proje ve çalışmalara imza atmalarına karşın bekledikleri desteği göremediklerini anlatan Okuyan, “”Uzun yıllar mücadele ettik, önemli projelere imza attık ancak dayanamayacak noktaya gelince derneği kapama kararı aldık. Ben artık bitirdim. Hep soruyorlar “Şikayetin yok mu” diye. Üzülüyorum ama kimseden şikayetim yok”" dedi.

Derneğin banka hesapları dahil her türlü icraatını sonlandırdıklarını bildiren Okuyan, şöyle konuştu:

“”Derneğin bu duruma gelmesinde çok sayıda unsur etkili oldu. AIDS mücadelesine kimse yardım etmek istemiyor. Makbuz karşılığında para aldığımız için isimlerini yazdırmak istemezler. Üye aidatlarını toplamakta sıkıntı yaşadık. Valilikten maddi yardım almada sorunlarla karşılaştık. Dernek merkezi olarak verilen binaya taşınamadık. Derneğimiz, gönüllülük esasıyla çalışıyor. Gönüllü sağlık personeli bulamaz hale geldik. Sağlık Müdürlüğü ile sağlık personeli teminine ilişkin protokolümüz vardı ancak eleman sıkıntısı nedeniyle sonlandı. HIV testlerini kendim yapıyorum. Gelenleri geri çevirmiyorum. Ancak bir süre sonra insanın kaldıramayacağı duruma geliyor. 2006″da başlattığımız okullarda akran eğitimi üzerine kurulu projemizin devamı için İZKA”ya proje sunduk. 6 aylık projeyi tamamladık, ancak bu iflasımızı hızlandırdı.”"
         
“”GECE BOYU İNTERNETİN BAŞINDAYIM”"         
Prof. Dr. Okuyan, 2006″da İzmir, İstanbul ve Diyarbakır”da başlatılan Akran Eğitimi Projesi kapsamında Uyuşturucu ve AIDS Mücadele Kulüpleri (UYAD) kurduklarını, 2009″da hazırlanan İZKA projesiyle İzmir”de 25 okulda çalışma yaptıklarını bildirdi. AIDS ile mücadelede en önemli faktörün gençlere ulaşmaktan geçtiğini vurgulayan Okuyan, şunları kaydetti:

“”Akran eğitimi ve UYAD kulüplerini bugüne kadar yaptığım en başarılı iş olarak görüyorum. Çocukların çok iyi bilinçlenerek uyuşturucu ve AIDS”e teslim olmamalarına çalıştık. Öğrencilerle çok güzel diyalog geliştirdik. Okullara derneği kapattığımızı söylemiyorum. Evden e-postalara cevap veriyorum. Dernekteki eğitim malzemelerini evime götürdüm, isteyene vereceğim. Gençlerle facebook üzerinden görüşüyorum. Benim de profilim var. “Hocam cevap ver” diye mesajlar geliyor. Tanışıyorum gençlerle. UYAD üyeleri facebook üzerinden bilgi veriyor. Gençlerden ümidim var. O yüzden sıfırlayamıyorum. Bu binadan çıkıyorum belki ama okulları ve gençleri bırakmam. Hep yanlarındaydım, şimdi de gece yarılarına kadar bilgisayar başında vakit geçiriyorum.”"
         
“”85 YAŞIMDA EMEKLİ OLUP KİTAP YAZIYORUM”"  
       
Prof. Dr. Okuyan, yıllarını verdiği AIDS ile Mücadele Derneğinin sonlanmasına karşın kişisel çalışmalarından vazgeçmemeye kararlı olduğunu, çeşitli ortamlarda halkı bilinçlendirmeyi sürdüreceğini ifade etti. Okuyan, 85 yaşında bir Cumhuriyet kadını olarak kendisini yetiştiren ülkenin hizmetinde olduğunu vurgulayarak, “”5,5 yaşımda okula başlamışım. 85 yaşına kadar 79 yıl çalışmışım. Kafam çalıştığı sürece çalışmayı neden bırakayım? Memleketim beni yetiştirmiş bu kadar, yurt dışına gidip gelmişim. O bilgileri bir yere aktarmak zorundasınız. Oturup rahatıma bakayım düşüncem yok”" diye konuştu.

Gençlerin “”önleri kesilmezse”" çok başarılı işlere imza atacağına inandığını bildiren Okuyan, emeklilik günlerinde “”AIDS virüsü gözünden yaşamı kaleme aldığı”" kitabını tamamlamayı arzuladığını kaydetti. Prof. Dr. Okuyan, dernek merkezindeki demirbaş mobilyalardan kırtasiye malzemelerine her türlü eşyayı genel kurul kararı doğrultusunda Karaburun”da faaliyet gösteren bir derneğe hibe edeceklerini sözlerine ekledi.
İSTANBUL – Seks çalışanları ile ilgili çeşitli çalışmalarda yer alan, davranış araştırmalarına katılan Tiyatro oyuncusu, LGBTT ve HIV Pozitif aktivisti Seyhan Arman’ın seks işçisi kadınların hayatlarına dair gözlemleri hayli çarpıcı.

“Ben seks çalışanı değlim ama onların neler yaşadığını çok iyi biliyorum” diyen transseksüel Seyhan Arman”la seks çalışanlarının sorunlarını, HIV/AIDS”e bakışlarını, virüsten ve hastalıktan korunmak, yayılmasını önlemek için neler yaptıklarını, daha doğrusu neler yapabildiklerini konuştuk.
Duyduklarımız şaşırtıcı, çünkü Arman, seks çalışanı kadınlar arasında prezervatifi bilmeyenlerin olduğunu söylüyor.  

“İKİ AYDA BİR YAPIYORUM, BANA BİRŞEY OLMAZ”
“Davranış çalışması yaptığımızda seks çalışanı biyolojik kadınların HIV başta olmak üzere bulaşıcı hastalıklar konusunda daha az bilgiye sahip olduklarını gördüm. Korunma yöntemleri şöyle dursun, bazıları kondomu bile bilmiyor. Bu konuda transseksüeller ve travestiler biyolojik kadınlardan kesinlikle daha bilinçli. Yaşadıkları sorunlar açısından aralarında fazla fark yok çünkü partnerleri erkekler. Türkiye’de erkeklerin genel olarak, ‘atın ölümü arpadan olsun, biz Türküz bize birşey olmaz’ gibi yaklaşımlarının veya ‘Evliyim, bu benim için sadece fantazi, iki ayda bir yapıyorum ne olacak’ gibi bahanelerinin olduğunu biliyoruz. Prezarvatifi herkesin duymuş olduğunu düşünürüz ama seks içşisi olmasına rağmen adını bile bilmeyen kadınlar var.”

“ÜCRETİN İKİ KATINI VEREYİM…”
Arman, seks çalışanlarının zaman zaman bilinçsizliğin ürünü olan riskli tekliflere boyun eğmek zorunda kaldıklarını söylüyor. Bazen çaresizlikten, bazen bilgisizlikten kabul edilen bu tür teklifler HIV/AIDS”in hızla artmasında önemli rol oynuyor.

“Mesela erkek cinsel ilişki öncesinde ‘Sana ücretin iki katını vereyim ama prezarvatif kullanmayalım’ diyor. Kadın da maalesef kabul edebiliyor. Daha önce transseksüeller için de böyleydi ama çalışmalarda sahada akran kullanıldığı için ki bunlardan biri de benim, olayın ciddiyetini daha net anlatabiliyoruz. Daha önceki projelerde mesela seks işçilerinin çıktığı caddeye bir doktor veya görevli gidiyor ve onları HIV/AIDS hakkında bilgilendiriyordu. Ama biz bunun yanlış olduğunu söyledik. Çünkü seks çalışanının o anda başka kaygıları var, para kazanma kaygısı, ‘polis gelecek mi ne yapacağız’ kaygısı var ve siz böyle bir ortamda birşeyler anlatırken, O sizi dinleyemeyecektir.”
Toplumda HIV/AIDS’e gereken önemin verilmediğini belirten Arman, farkındalık çalışmaları ve sosyal sorumluluk projelerinin çok da amacına ulaşmadığı, seslerin yeterince duyulmadığı görüşünde.  

HEP HETEROSEKSÜEL İLİŞKİLERDEN BAHSEDİLİYOR  
“Kadına şiddet veya okuyamayan kız çocuklarıyla ilgili sosyal sorumluluk projeleri yapıldığı zaman bütün televizyon kanalları yayınlar ama HIV/AIDS ile ilgili bir kampanya veya çalışma belki 1 Aralık Dünya AIDS gününde yayınlanır. Devlet politikası olarak da HIV/AIDS’e gereken önemin verilmediğini görüyoruz. Örneğin, eşcinsellerle, transseksüellerle çalışılıyor ama toplumu bilinçlendirmek için yapılan broşürlerde eşcinseller, transseksüeller yok, hep heteroseksüel ilişkilerden bahsediliyor. Zaten HIV/AIDS eşcinsel hastalığı olarak görülüyor. Bu konuda da çıkmazdayız, bir yandan görmüyoruz, bir yandan görmeye çalışıyoruz, anlatamıyoruz, anlatsak bile sesimizi duyuramıyoruz.”

İSTEYEREK YAPILDIĞI DÜŞÜNÜLÜYOR
Arman’a göre, seks çalışanlarının yaşadığı en önemli sorun aşağılanmak ve bu işi isteyerek yaptıklarınının düşünülmesi.

“Özellikle transseksüellik eşittir seks işçiliği gibi algılanıyor. Biyolojik kadınlarda bu böyle değil çünkü kadın bu mahallede seks işçisidir, diğer mahalleye gittiğinde ne olduğu belli değildir. Yaşam alanlarımızın içerisinde dahi seks işçisi gibi davranılıyor. Birey seks işçisi olabilir, bunu yaptığı bir alan vardır ama onun dışında bakkala, markete gittiğinde aynı şekilde davranılması çok yanlış, bu işin isteyerek yapıldığını düşünüyorlar. Önemli sorunlardan biri de polisin tavrı.

Türkiye”nin AIDS gerçeği
PLAKALI ARAÇMIŞIZ GİBİ CEZA KESİLİYOR
Çünkü polis, karşısındaki seks işçisi olduğu için farklı davranma hakkına sahip olduğunu düşünüyor. Transseksüeller için durum daha da vahim. Son dönemlerde transseksüellere sadece yolda yürüdüğü, merkette alışveriş yaptığı hatta yaşadığı için bile trafik cezası kesiliyor, sanki plakalı araçmış gibi.

SEKS ÇALIŞANI OLUP OLMAMAK FARK ETMİYOR
“Son dönemlerden kastınız ne, Hüseyin Çapkın’ın İstanbul Emniyet Müdürü olmasından sonra ne gibi değişiklikler yaşandı, baskılar arttı mı azaldı mı?” diye soruyoruz. Cevaplarında önyargı ve ötekileşmenin yıpratıcı etkisini hissettiren Arman, “Seks çalışanı olsanız da olmasanız da değişen pek bir şey yok” diyor.

SARIŞIN, ESMER DEĞİL, ÖNCELİKLE İNSAN
“Tepki artmadı, zaman zaman birilerinin gelip gövde gösterisi yapması hep var. Mesela 1980 sonrasında transseksüeller saçları kesilip trenlerle Eskişehir’e sürgün edildi, ‘hayasızca hareketlerde bulunmak’ diye cezalar kesildi, Hortum Süleyman zamanında hortumun rengi seçilip, o renkte hortumla dövüldüler, hatta öldürüldüler. Yani yeni müdürlerle sadece makyaj değişiyor yoksa değişen bir şey yok. Seks işçisi olup olmamamz durumu ne kadar değiştiyor onu açıkcası çok iyi bilmiyorum, ben seks işçisi değilim ama ben de onların yaşadığı sorunlarla karşılaşıyorum. Mesela burdan sizinle beraber çıkalım, bana seks çalışanıymışım gibi baktıklarını siz de göreceksiniz. Seks işçisi kadın, sarışın, esmer değil, öncelikle insandır, ne yazık ki bu unutuluyor. Ben Seyhan olarak güçlü bir karakterim, bunu aşabiliyoum ama herkes bu kadar güçlü olmak zorunda değil, olamıyor da.”

Önyargıyı balonlarla uçurdular…
SEKS İŞÇİSİ DE AYRIMCI VE ÖNYARGILI
Peki seks çalışanları aralarındaki HIV pozitifleri nasıl algılıyor, onlara nasıl yaklaşıyorlar? Arman’ın anlattıklarından, ayrımcılığın ve ötekileştirmenin seks çalışanları için de geçerli olduğunu, önyargılardan muzdarip olan seks işçilerinin de “önyargılarından” kurtulamadığı anlaşılıyor.

“Seks işçisinin de HIV pozitif seks işçisine yaptığı şey ayrımcılık. Evet, HIV pozitif diye aynı işyerinde çalıştığımız birini nasıl dışlıyorsak veya ailemizde nasıl istemiyor ve ötekileştirebiliyorsak seks çalışanları için de böyle. HIV pozitif olduğunu bildikleri arkadaşlarına onlar da önyargılı davranabiliyorlar. Önyargılarımız herşeyde olduğu gibi burada da çalışıyor.”

TÜRKİYE”DE KADIN OLMAK…
Son olarak “Türkiye’de kadın olmak” denince aklına ne geldiğini, neler hissettiğini soruyoruz, Arman”ın yorumu:

“Özetle şöyle; bu ülkede kadın olmak zor, transseksüel kadın olmak iki kere zor, transseksüel kadın seks işçisi olmak üç kere zor, transseksüel kadın seks işçisi ve HIV pozitif olmak sayısını bilemediğim kadar zor.”
İSTANBUL – HIV ile yaşayanları sosyal, psikolojik, tıbbi ve hukuksal destek veren Pozitif Yaşam Derneği”nin organizasyonunu Beyoğlu Belediyesi, Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve çok sayıda Sivil Toplum kuruluşu ile sanatçı destekledi.

Pozitif Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Arzu Kaykı, “HIV ile yaşayanların insan hakkı ihlallerine uğramaması için toplumun önyargılarından kurtulması gerekliliğini daha gür sesle duyurmak istedik ve çağrımızı dikkate alanlarla beraber bugün İstanbul-Tünel Geçidi’ndeydik” dedi.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 1985’ten günümüze HIV tanısı alan kişi sayısı 3 bin 175. Taşıyıcı ve ölümlere ait net veri ise bulunmuyor. Peki rakamlardaki belirsizlik nereden kaynaklanıyor?

“İki katı olsun, prezervatifsiz olsun”
Avrupa”da HIV/AIDS üzerine yoğunlaşan Universty College Londan ve London School of Hygiene and Tropical Medicine’ın ortak programı çerçevesinde, Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve HIV/AIDS alanında uzmanlık yapan Dr. Müge Çevik, ntvmsnbc’ye bu sorunun cevabını verdi, Türkiye’nin AIDS haritasını çıkardı.

Haritada en geniş alanı 1055 vakayla İstanbul alıyor. İzmir 257 vakayla ikinci. Diğer iller ise Ankara 158, Antalya 100, Hatay 59, Mersin 57, Adana 52, Bursa 44, Kocaeli 38, Gaziantep 36, Kayseri 34, Konya 29, Sivas 29 ve Trabzon 27 vaka.
ŞÜPHESİ OLAN HASTANEYE GİTMİYOR
Rakamlar böyle söylese de Türkiye’de kaç kişinin HIV ile yaşadığı tam olarak bilinmiyor, ölümlerle ilgili net veri bulunmuyor. Dr. Çevik, rakamlardaki belirsizliğin nereden kaynaklandığını şu sözlerle açıklıyor:

“Kaç kişinin öldüğüne dair kesin veri yok, çünkü ölümler kayda geçmiyor. Toplumsal bilinç yeterli seviyede değil, halen HIV”in ölümcül olduğu düşünülüyor, şüphesi olanlar ayrımcılık korkusuyla hastaneye gitmiyor.”

Bu yazının kategorisi: Cinsellik,Doğum,Gebelik,Hastalıklar,Hiv Aids,Psikoloji


Takvim

May 2012
M T W T F S S
« Jan    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

En yeni yazılar