Kadınlar gıda güvenliği için eğitilecek

February 26th, 2011

Gıda güvenliğinin sağlanması için tarımda çalışan kadınlar bilinçlendirilecek.

İSTANBUL – Elinizden arkadaşlarınızın önerdikleri diyet listelerini düşürmüyor, buna rağmen tartıda gördüğünüz sayıdan hiç memnun kalmıyor veya verdiğiniz kiloları kısa sürede fazlasıyla geri mi alıyorsunuz? Siz gün boyunca yarı aç dolaşırken, bazı kadınların hiç diyet yapmadıkları halde uzun yıllar formlarını korumaya devam etmesinin bir sırrı olmalı diye mi düşünüyorsunuz? Haklısınız! Onlar, zayıf kalmalarını sağlayacak sırlara sahipler. Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu İnce de zayıf kadınların sırlarını şöyle sıralıyor:
1. Az ancak sık besleniyorlar: Metabolizmalarının iyi çalışması ve şeker dengesinin kurulması için aç kalmamaya ve az beslenmeye özen gösteriyorlar. Bunun için günde 3 ana öğün 3 ara öğün besleniyor, böylece hem aç kalmadan, hem de metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlayarak, kilo kontrolünü sağlayabiliyorlar.
2. Düşük kalori beslenme programı takip ediyorlar: Yağlı besinlerden uzak durmaya ve çok kalorili besinlerle karınlarını doyurmamaya dikkat ediyorlar. Çünkü biliyorlar ki bu tür besinler içerdikleri yüksek kalorinin yanı sıra yağ ve karbonhidrat miktarının fazlalığından dolayı çabuk acıkmalarına ve açlık krizleri geçirmelerine neden oluyor.
3. Düşük glisemik indeksli besinler tercih ediyorlar: Patates, pirinç pilavı, beyaz ekmek, çay şekeri ve bal gibi kan şekerini hızlı yükselten ve ani iştah artışına neden olan yüksek glisemik indeksli besinlerden kaçınıyorlar. Bunun yerine kan şekerini hızlı yükseltmeyen ve tok tutan tam buğday, tam çavdar ekmeği, bulgur pilavı ve meyve gibi düşük glisemik indeksli besinleri tercih ediyorlar.
4. Besinlerin pişirme şekline dikkat ediyorlar: Kızartmaları ayda 1 veya 2 kez ile sınırlandırıyor, bunun yerine haşlama veya fırında pişirme şekillerini tercih ediyorlar. Patates kızartmasını çok sevseler de, baharatlandırarak fırında elma patates şeklinde hazırlıyorlar.
5. Yemekten önce çorba veya salata tüketiyorlar: Yemekten önce yenen çorba veya salata açlık hissini azaltarak, ana yemeğin daha az yenmesini sağlıyor. Onlar da bu kurala mümkün olduğunca uymaya çalışıyorlar. Tabii ki yenilen çorbanın içeriği de önem taşıdığını biliyor, düşük kalorili olanlarını yiyorlar.
6. Atıştırmak için düşük kalorili besinler yiyorlar: Hem açlık şikâyetlerinin sonlanması hem de doygunluk sağlanabilmesi yemek aralarında acıktıklarında kalori değeri çok düşük olan sebzeler ve salata tüketiyorlar.
7. Dışarıda yemek yerken dikkatli oluyorlar: Davetlerde veya iş yemeklerinde; ızgara balık, tavuk, köfte veya yağsız et gibi seçenekleri, salata gibi düşük kalorili besinlerle birleştirerek hafif menüleri tercih ediyorlar.
8. Bol bol su içiyorlar: Vücudu bir kap gibi düşünürsek, bunun yüzde 60-70’ini su oluşturuyor. Su içmeye önem verilmediği takdirde ise vücuttaki yağ miktarı artabiliyor. Onlar da bunu önlemek için günde 10-12 bardak su içmeyi asla ihmal etmiyorlar.
9. Dengeli besleniyorlar: Her besin grubunu eşit olarak tüketiyorlar. Günlük öğünlerinin; et, balık, tavuk veya kurubaklagil gibi protein grubundan, süt ve süt ürünlerinden, tahıl grubundan ve sebze-meyveden oluşması gerektiğini çok iyi biliyorlar.

10. İçeceklerin kalorilerini göz ardı etmiyorlar: İçeceklerin kalori yönünden besinler kadar tehlikeli olduğunu biliyorlar. Bu nedenle içeceklerin üzerinde yazan kalorileri dikkate alıyor ve alkolden mümkün olduğunca uzak duruyorlar. Asitli ve enerjisi olmayan içecekleri de besinlerin sindirilme hızına etkisi olacağı için çok sık tercih etmiyorlar. Çünkü bunlar besinlerin emilimini hızlandırdığı için çabuk acıkmaya yol açıyor.
11. Düzenli spor yapıyorlar: Düzenli olarak spor yapmak kilo vermenin yanı sıra sıkılaşmaya ve formda kalmaya yardımcı oluyor. Zayıf kadınlar da ne kadar yoğun olurlarsa olsunlar, haftanın birkaç günü spor yapmayı asla ihmal etmiyorlar.
12. Haftada bir tartılıyorlar: Fazla kilolardan kurtulduktan sonra vücut ağırlığının düzenli takip edilmesi gerekiyor. Onlar da haftada veya 15 günde bir, aynı saatlerde tartılarak kilolarının kontrolünü sağlayabiliyorlar.
İZMİR – Ceyhun Balcı, nişasta bazlı şekerin sağlığa zararlı olduğu yönündeki iddialara ilişkin, “”Glisemik indeksi artan gıdaların tüketiminin artması 8 milyon şeker hastasına yenilerinin eklenmesini getirecek, fruktoz yağa dönüştürülerek “obezite” sorununa fazlasıyla yol açmış olacaktır”" dedi.
İzmir Tabip Odası, Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ve Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi tarafından, “”Fruktoz ve nişasta bazlı şekerlerin insan sağlığını olumsuz yönde etkilediğine”" yönelik iddialara ilişkin ortak basın toplantısı düzenlendi.
İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Balcı, hem Avrupa Birliği hem de Türkiye”nin gıda mevzuatına göre yüksek fruktozlu mısır şurubunun “”şeker”" kapsamında olduğunu hatırlatarak, her ne kadar şeker pancarı fruktoz içerse de, “”nişasta bazlı şeker”" (NBŞ) olan mısır şurubu kökenli fruktozun önde gelen sakıncasını, sindirim sistemi yoluyla hızla emilmesi, ani ve aşırı bir insülin salgısına yol açması olarak gösterdi.
Balcı, kana karışan gıdaların insülin üzerindeki etkisi yani “”glisemik indeksi”" yükseldikçe gıdaların sağlığa zararlı olmaya başladığına işaret ederek, “”Hekimlerin penceresinden bakıldığında fruktoz kotalarının artırılması ve buna bağlı olarak da fruktoz tüketiminin patlaması, hiç de uzak olmayan bir gelecekte önemli sağlık sorunlarına yol açma potansiyelindedir”" dedi.
Balcı, mısır şurubunun şeker kaynağı olarak kullanılmasının bir başka sakıncasını da Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) olarak gösterdi. Mısırın, soya, pamuk ve kanola ile GDO olma potansiyelinin yüksek olduğunu belirten Balcı, oysa Türkiye”de yaygın olarak tarımı yapılan ve üretiminde dünyada 4. sırada bulunan şeker pancarında GDO riskinin bulunmadığını söyledi.
Balcı, şeker pancarı üretiminde Türkiye”nin çok daha gerisinde olan AB ülkelerinde 2010-2011 dönemi için planlanan Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kotalarının yüzde 6,5 olduğunu kaydederek, Türkiye”de ise Şeker Yasası ile şeker üretiminin yüzde 10″unun NBŞ”ye ayrıldığını, bu kotanın sürekli artırılarak bugün yüzde 15″e eriştiğini anlattı.
Türkiye”nin şeker pancarını tümüyle iç üretimle karşılayabildiğini, NBŞ için ihtiyaç duyulan 500 bin ile 1 milyon ton mısırın ithalatla sağlandığını aktaran Balcı, “”Türkiye”nin ihtiyacı olmamasına rağmen NBŞ kotasını yükseltmesi akıl ve mantıkla açıklama olanağı yoktur”" dedi.
“”MISIR ŞURUBUNDAN ÜRETİLEN ŞEKERE MUHTAÇ DEĞİLİZ”"
Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Ferdan Çiftçi de bir tarım ve endüstri kolu olmasının yanı sıra kurulduğu bölgelerin ekonomik ve sosyal yaşamını önemli ölçüde yükselten şeker pancarı üretimi ve şeker endüstrisinin zayıflatılmasının hem insan sağlığına hem de tarım ve sanayi başta olmak üzere ülke ekonomisine zarar vereceğini söyledi.
NBŞ kotasının artırılmasının Türkiye şeker pancarı üretimini yüzde 15-20 oranında olumsuz etkilediğine dikkati çeken Çiftçi, Türkiye”nin tütün üretiminde yaşadığı sorunu şekerde de yaşayacağını, hatta şekerin tütüne göre daha temel ihtiyaç maddesi olduğu göz önüne alındığında sorunun daha da büyük olduğunu ifade etti. Çiftçi, “”Şekeri üretemiyoruz da mısır şurubundan üretilen şekere muhtaç değiliz”" dedi.
NBŞ”de bir başka sorunu “”nişastanın ayrıştırılmasında kullanılan bakterilerin de GDO”lu olması”" olarak gösteren Çiftçi, şeker pancarı ekim alanlarının bir başka özelliğinin orman alanlarına göre 2 kat daha fazla oksijen yayması olduğunu ifade etti. Çiftçi, şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ve çok uluslu şirketlerin Türkiye”de faaliyetlerinin artmasıyla hem tarım hem de şeker sanayi açısından daha büyük sorunların yaşanacağına dikkati çekti.
İSTANBUL – Gıda Güvenliği Derneği (GGD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nerman Gökçe, gıda güvenliğinin sağlanması için tarımda çalışan kadınları bilinçlendireceklerini belirterek, “”Böylece oluşturulacak duyarlılık ve gıda güvenliği bilinci, toplumumuzun temelinden başlanarak sahiplenilir, kalıcı olur ve yeni nesillere aktarılabilir”" dedi.
Gökçe, gıda güvenliği konusunun tüketiciyi korkutmak için değil, güvenli tüketime yöneltmek için ele alınması gerektiğini söyledi. Güvenliği sağlanmamış gıdanın muhatabının kim olduğu konusunun net olmadığını ifade eden Gökçe, tüketicilerin bilinçli olmasının ürünün sağlığa uygunluğunun ön şartı olduğunu kaydetti.
Gökçe, karmaşık ve kontrolü zor görünen gıda güvenliği sorununun, tarımda çalışan kadınlardan hareketle, tüm kadınlar üzerinden el birliği ile çözülebileceğini belirterek, “”Uluslararası çalışma örgütü verilerine göre, Türkiye”de nüfusun yarısını oluşturan 35 milyon civarında kadının yüzde 27,7″si çalışmakta, bunun da yüzde 66,3″ü tarımla uğraşmaktadır. Yani kadınların 6,3 milyonu ilk üretim noktasındaki tarım alanından tüketim noktasındaki mutfağa kadar tüketilecek gıdayla iç içe”" diye konuştu.
Tarımla uğraşan kadınların, gıda güvenliği sağlanmış ürünlerin elde edilmesi için bilinçlendirileceğini kaydeden Gökçe, şöyle devam etti:
“”Eğer, üretimin sağlıklı tüketime dönüşmesinde bilinç yaratmaya tarımda çalışan kadınlar üzerinden başlarsak, tüm kadınlarımıza sofraya kadarki aşamada, gıdanın güvenliğinden sorumlu olduklarını, büyük bir sorumluluk taşıdıklarını ve aile bireylerinden başlayarak toplumun kaderine yön verdiklerini hissettireceğiz. Kadınlarımızda algı yaratabilirsek ve onları doğru bilgi ile donatabilirsek, yaratılan duyarlılık ve gıda güvenliği bilinci toplumumuzun temelinden başlanarak sahiplenilir, kalıcı olur ve yeni nesillere aktarılabilir. Bunun için de işe, önce kırsal alanda yaşayan kadın nüfusunun niteliklerini geliştirerek başlayacağız. Bu kapsamda kadınların doğrudan ya da dolaylı olarak istihdama katılımını amaçlayan çalışmaları iki grup altında yaygınlaştıracağız.”"

Bu yazının kategorisi: Kilo Verme,Sağlıklı Beslenme Bilgileri


Takvim

May 2012
M T W T F S S
« Jan    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

En yeni yazılar