Tip
Şubat 27th, 2007
Tip 2 Diyabet ve Diğer Kronik Hastalıklarda Ailenin Etkisi
Tip 2 diyabet konusunda yapılmış pek çok çalışma aileyi geniş toplumsal bir bütünün temel birikim olarak ele almıştır. Oysa, aile biriminin özelliklerinin pek çok akut ve kronik hasalıkla ilişkisi bulunmuştur: tip 1 diyabet, şizofreni, kanser, alkolizm, atopik dermatit, astım, alzheimer hastalığı ve kalp ve damar hastalıkları. Buna ek olarak, ailenin inançları, altyapısı ve belli konulardaki yetenekleri pek çok hastalığın seyrini etkilemektedir: tedaviye uyum, hastaneye yatma sıklığı, sağlık kurumalarının kullanımı, hastalık kontrolünde başarı, kilo kaybı ve korunması ve hastalık sonrası normal yaşama dönüş. Genel olarak ailelerin aşağıda belirtilen özellikleri pek çok kronik hastalıkta kötü seyir ili ilişkili bulunmuştur: zayıf aile bağları, yoğun aile içi anlaşmazlıklar, aşırı sıkı veya aşırı gevşek aile yaklaşımı, ailesel organizasyon düzeyinin düşük olması, soğuk aile ilişkileri, yüksek eleştiri dozu, iletişim yokluğu ve eşler arası ilişkinin az olması.
Kronik hastalıklar ve aile arasındaki ilişkiler konusunda yapılmış çalışmalar gözden geçirildiğinde şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
* Aile özellikleri ile en yakın ilişki gösteren olaylar, tanıya gösterilen tepki, hastalığın kontrolü ve seyri ve nüks oranıdır.
* Bazı ailevi özellikler belli hastalıklara olumlu tepki açısından önemlidir.
* Aile ve hastalık sonuçları arasındaki ilişkinin üç etken arasındaki etkileşime bağlı olduğu görülmektedir: hastalığın özellikleri (kronik, telepatik, seyir, sağlık hizmeti ihtiyacı); ailenin yapısal, düşünsel, duygusal özellikleri ve problem çözme kapasitesi; ailenin gelişimsel düzeyi
* Ailede kronik bir hastalık bulunması tüm aile üyelerinin sağlığını ve hislerini etkilemekte ve gerek hasta gerekse ailenin diğer bireylerinin hastalık dışı gelişimsel ve işlevsel gereksinimlerini karşılayabilme gücünü azaltabilmektedir.
* Ailenin özellikleri sağlık hizmetlerinden yararlanıp yararlanmamasını, toplumsal ve bireysel düzeyde tıbbi girişmeler cevabı ve klinik tavsiyelere uyumunu etkilemektedir.
Diyabette kendi kendini kontrol konusunda ailenin rolünü irdeleyen çalışmalar oldukça sınırlı sayıdadır ve mevcut çalışmaların hemen tamamı tip 1 diyabet ile ilgilidir. Genel olarak çalışmalar hastalık kontrolünün; iyi organizasyon gösteren, eşler arası uyumsuzlukların az olduğu, aile içi bağları güçlü, ekonomik sorunları az, kişiler arası eleştirilerin az olduğu, maddi tatmini yüksek kuşaklar arası etkileşimlerin sağlıklı ve tutarlı biçimde belirlendiği ailelerde en iyi olduğunu göstermektedir.
Bazı çalışmalarda hastalar ve eşleri arasında kendi kendine kontrolün yeterliliği ile ilgili olan ilişki şekilleri belirlenmiştir. Örnek olarak diyabetli erkekler eşleriyle yaşadıkları sorunları genellikle kendi kendini kontrol etme davranışlarında değişikliklerle ortaya koyabilmektedirler. Bir eşin diyabet kontrolünün önemine olan inancı genellikle hastanın kendisinin bu konudaki inancından daha da iyi bir belirleyicidir. Coyne ve arkadaşları eşlerin kronik hastalıklarla başa çıkma yöntemleri konusunda tip 2 diyabete de uygulanabilecek iki geniş davranış tarzı tanımlamışlardır: Hastalığın kontrolü için eşlerin “aktif katılımlı” yaklaşımı, sorunları çözmeye yönelik “koruyucu tampon işlevi görmesini sağlar”. Bu yaklaşım biçimine endişelerin reddedilmesi, korkuların saklanması ve çatışmaların önlenmesi amacıyla “tamponlanan” eşin söylediklerinin tartışmasız kabul edilmesi örnek verilebilir. Ancak, eş tarafından uygulanan koruyucu tamponlama eşler arasındaki kavgaları azaltmasına ve hastanın hastalıkla başa çıkmasının kolaylaştırmasına rağmen, eşte depresyonu önemli ölçüde artırmıştır. Bu bulgu tip 2 diyabet gibi kronik hastalıklarda sağlık kavramının geniş bir açından değerlendirilmesinin ve değerlendirmeye hastanın yakın aile üyelerinin de alınmasının gerekliliğini göstermektedir.
Özet olarak, tip 2 diyabet ve başka kronik hastalıkların kontrolünde ailenin özelliklerinin önemli etkileri vardır. Buna ek olarak ailenin yapısı, düşünceleri, sorun çözme kapasitesi ve duygusal etkileşim şekilleri kronik hastalık kontrolünü olumlu yönde etkilemekte veya hastalığa bağlı stresin artmasına neden olmaktadır. Ailenin kronik hastalığı kontrol yaklaşımları sadece hastanın değil, ailenin diğer bireylerinin de sağlığı üzerinde etkili olmaktadır.
Hastalığın kontrolünün sağlanacağı ortam olarak, ailenin tanımını verirsek: Aile, birlikte veya birbirlerine yakın mesafede yaşayan, güçlü duygusal bağları olan (anlayış, bağlılık, sadakat, paylaşım, ortaklık) ve ortak bir geçmiş ve geleceğe sahip olan yakın insanlar grubudur. Bu tanım, aile üyesi sayısı veya aile üyelerinin akrabalık derecesi, cinsiyet, cinsel tercih, yaş ve etnik köken gibi özellikleri ile kısıtlanmamış bir tanımdır. Sadece ilişkilerde üç ana özelliğin var olması gerektiğini ortaya koymaktadır: Zamanla sınırlı olmamak, duygusal yoğunluğa sahip olmak, ve yüksek düzeyde yakınlığa dayanmak.
Bu koşullar, aileyi genel toplumsal destek sağlama rolünü üstlenmiş olan diğer sosyal ilişki çeşitlerinden farklı ve ayrı kılmaktadır. Aile, sürekliliği olan eşsiz, yakın ve güçlü kişiler arası ilişkilere dayanan bir kurum olarak tanımlanmaktadır. Bu ilişkiler, aileyi oluşturan kişilerin bireysel özelliklerinin aşan bir yoğunluk şeklinde toplumsal ilişkiler yumağı oluşturmaktadır. Bunu yaparken aile üyeleri sağlığın sürdürülmesi ve hastalığın kontrolü konularında paylaşılan bir toplumsal gerçeklik ortaya koymaktadır. Aile üyelerinin hastalığın kontrolünde doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yol almaları, ailenin bir bireyini etkileyen eğitsel veya klinik girişimlerin ailenin diğer bireylerini bu girişimde doğrudan katılımcı olarak rol almamış olsalar dahi, otomatik olarak etkileyeceği ve diğer bireylerin davranışlarından etkileneceği sonucunu doğurmaktadır. Klinik girişimler; hastaların özellikleri, hasta hekim ilişkisinin özellikleri, ve hastalığın sonuçlarını etkileyen diğer etkenlerin birbirlerinden bağımsız olarak değerlendirilmesinden ziyade ailenin içinde önceden belirlenmiş kavramsal dengelerin bir bütün olarak ele alınmasıyla etkili olacaktır. Kanımızca anlamlı bir girişim programı oluşturulmak isteniyorsa, ailenin hasta ve aile bireylerine ait stres ve sağlık hizmetleri ile ilgili etkenlerin yoğrulduğu yer olarak kabul edilmesi ve dolayısıyla kesişim alanı olarak görülmesi gerekmektedir. Biz bu fikirden yola çıkarak klinik girişimlere yönelik bir öneri kılavuzu çıkardık.
Bu öneri kılavuzu ailesel inançlar, yaklaşımlar, davranış şekilleri, ve sıklıkla ve tutarlılıkla diyabet kontrolü konusunda etkili olduğunu düşündüğümüz diğer etkenlerden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Öneri kılavuzu aile değerlendirilmesi konusunda birbirleriyle ilişkili dört ana alandan oluşmaktadır: aile ilişkisinin tipi, hasta ve eşin inançları ve paylaşım düzeyleri, mevcut ve ortaya çıkması muhtemel ailesel stres durumları ve hastalığın kontrolü ile ilgili olarak yapılacakların paylaşımı.
Birinci kategoride yer alan “aile ilişkisinin tipi” aile yaşamının değişik hastalık sonuçlarıyla ilişkili görülen üç farklı alanını kapsamaktadır. Sorunları çöme şekli; ailenin yeni ortaya çıkan sağlık sorunlarına yaklaşım şekli, sağlıkla ilgili kararların nasıl ve kimin tarafından verildiği, özellikle aile dışından kaynaklanan sağlıkla ilgili yeni bilgilerin ne aşamalardan geçerek kullanıldığı ve ailenin karşılaştığı sağlık sorunlarını çözmede ne kadar verimli olduğunu yansıtmaktadır. Duygu yönetimi, ailenin genel duygusal durumunu, özellikle de kişiler arası yakınlık derecesi ve ilişkilerin anlayışlı ve sıcak olmasını yansıtmaktadır. Örnek olarak, duygusal uzaklık, bir aile bireyinin hastalık kontrolü ile ilgili davranışlara özen göstermemesi, ailede gerilim ve anlayışsızlık hastalık kontrol düzenini bozacak etkenlerdir. Ailenin üyeleri arasında çıkan anlaşmazlıkları çözme şekli (farklılıkların bastırılması, orta noktada buluşma, suçlu hissetme) de göz önünde bulundurulması gereken bir etkendir. Yapı ve organizasyon, ailenin yapısal düzenini göstermekte hastalığı kontrol davranışlarında bireysel özgürlüklerin desteklenmesi, aile içi rollerin tutarlılığı, düzenlilik ve planlılık özelliklerini içermektedir.
İkinci kategoriyi oluşturan hasta ve eş inançları ve paylaşım düzeyleri, hasta ve ailelerin hastalık kontrolü gereksinimlerine nasıl cevap vereceklerini ve sağlık hizmeti sonuçlarıyla ilişkilerini belirleyen hastalığa ilişkin pek çok inanış, yargı ve beklentiyi kapsamaktadır. İnanışlar, hastalığın anlamı, sebebi, gidişi ve kontrolü hasta ve ailesinin hastalığın gidişini ne kadar etkileyebilecekleri hakkındaki yargılardan ve sağlık personeline ve sağlık sistemine karşı tavırlarından oluşur. Önemli olan, her iki eşin tip 2 diyabet konusundaki inançları ve bu hastalığın nasıl kontrol edilmesi gerektiği konusundaki düşünceleri arasındaki uyumun sağlanmasıdır.
Üçüncü kategoriyi oluşturan mevcut ve ortaya çıkması muhtemel stresli durumlar, ailenin herhangi bir bireyin içinde bulunduğu stresli durumların veya başına gelmesi muhtemel olan sorunların hastalığın kontrolünde önemli rolü olduğu gözleminden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Olası sorunlar, iş, mali durum, çocuk bakımı, başka hastalıklar, uzak akrabalarla ilgili sorunlar veya aile dışı sorular ve gelişimsel sorunlardır. Örnek olarak, eşlerden birinin iş hayatındaki sorunlar, ailenin yaşadığı genel stres düzeyi üzerinde önemli bir ekti yaparak hastalığın kontrolünü, sorunu yaşayan kişi tip 2 diyabetli hastanın kendisi olmasa bile etkilemektedir. Burada amaç hastalık kontrolü ile ilgili girişim programının gereklerinin gerek hastanın gerekse ailenin diğer bireylerinin, karşılaşması muhtemel diğer sorunlarla olan etkileşiminin değerlendirilmesidir.
Dördüncü kategoriyi oluşturan hastalığın kontrolü ile ilgili olarak yapılacakların paylaşımı konusu, hasta ve aile özelliklerinin ve stresin, belli bir zamanda kimin ne yapıyor olması gerektiği ile ilgili detaylar üzerindeki diyet, egzersiz, ilaç alınması, kan şekeri ölçülmesi ve sağlık kontrollerine gidilmesi gibi etkilerini kapsamaktadır. Örneğin, yaşam tarzı değişiklikleriyle ilgili öneriler, genellikle klinik ekibin hastalığı evde kimin “sahiplendiğini” ve hastalığın hangi öğesiyle kimin ilgilendiğini bildiği durumlarda daha etkili olmaktadır. Pek çok hastalık kontrol uygulaması, içinde bulunan toplumun kültürel değerlerinin aileye yansımasından etkilenmektedir. Örneğin, pek çok ailede sağlık ve sağlıkla ilgili davranışlar tamamen hasta olan kişinin elinde olmayıp ailenin diğer bireyleriyle ortaklık içinde alınmaktadır.
aileBu yazının kategorisi: Şeker Hastalığı
Geri izle