Yeni sıtma aşısı umut veriyor

October 25th, 2011

GlaxoSmithKline”ın çalışmaları devam eden aşısının, 5 – 17 ay arasındaki Afrikalı bebeklerde sıtma riskini yarı yarıya azalttığı açıklandı.

İSTANBUL – Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerin verileri birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de her 12 kadından birinin hayatının bir döneminde meme kanseri olduğu ortaya çıkıyor.
Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Bülent Orhan, hastalığın gerçek nedeninin henüz net olarak bilinmediğini kaydederek meme kanseri tespit edilen kadınların üçte ikisinin, bilinen risk faktörlerinin hiçbirini taşımadıkları halde bu hastalığa yakalandığına dikkat çekiyor. Doç. Dr. Orhan, meme kanseri ile ilgili merak edilen noktalara şöyle açıklık getiriyor:
Meme kanseri nedir?
Meme kanseri, meme dokusunu oluşturan hücre gruplarından birinin değişime uğraması ve kontrolsüz olarak çoğalması nedeniyle oluşan tümör sonucu ortaya çıkan bir hastalık. Kanserli doku, önce yakın çevresine sonra, memeye yakın lenf bezlerine yayılıyor. Zamanında tanı konulup tedavi edilmeyen hastalarda kanser diğer organlara yayılarak tedavisi olanaksız evreye geçiyor.
Meme kanserinin risk faktörleri nelerdir?
Kadın olmak, 50-70 yaş arasında ve menopoz sonrası dönemde olmak, ailesinde ( anne veya baba tarafında) meme kanserine yakalanmış akrabaları olmak ( Akrabalık derecesi ne kadar yakın ve meme kanserli akraba sayısı ne kadar fazlaysa risk o kadar yükselir), daha önce meme kanserine yakalanmış olmak, adet başlama yaşının erken ve menopoz yaşının geç olması, hiç doğum yapmamış olmak, ilk doğumunu 30 yaşından sonra yapmak, doğum yapmış fakat bebeğini emzirmemiş olmak, uzun süreli hormon tedavisi olmak, uzun süreli hormon tedavisi almak, modern şehir yaşamı ortamında yaşamak, şişmanlık; özellikle menopoz sonrası fazla kilo almak ve doymuş yağlardan zengin gıdaları fazla miktarda tüketmek ve fiziksel aktivite azlığı risk faktörlerindendir. Bu etkenler; meme kanseri gelişmesi ihtimalini artırmakla birlikte, meme kanserine yakalanan kadınların yarısından çoğu bilinen risk faktörleri taşımayan kadınlardır.
Hastalığın tanı yöntemleri nelerdir?
Kendi kendine muayene, doktor muayenesi ve görüntüleme yöntemleri ile hastalık teşhis edilebilinir.
Kendi kendini muayene etme: Meme kanserlerinin yüzde 70’ini hastalar kendi memelerini incelerken veya muayene ederken buluyorlar. Bu yüzden 20 yaşından sonra kadınlar; ayda bir kez, adet bitimi sonrası dönemde tercihen ayna karşısında kendi memelerini gözlemlemeli ve elleriyle memelerini ve koltuk altlarını yoklamalılar. Herhangi bir değişiklik fark ettiklerinde ise, en kısa sürede doktora başvurmalılar.
Doktor muayenesi: Memeleriyle ilgili hiçbir şikâyeti olmasa da her kadının 20-40 yaş arası 3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise yılda bir kez klinik meme muayenesi için meme konusunda deneyimli bir genel cerraha muayene olması gerekiyor.
Görüntüleme yöntemleri: Meme görüntülemesi, meme kanserini mümkün olan en erken evrede saptamayı amaçlıyor. Teknolojik gelişmelere ve özellikle tarama mamografisinin yaygın olarak kullanımına paralel olarak, elle hissedilmediği halde görüntüleme yöntemleri ile saptanabilen meme kanseri olgularında belirgin artış görülüyor.
Sık kullanılan görüntüleme yöntemleri nelerdir?
Mamografi:
Mamografi meme hastalıklarının değerlendirilmesinde X ışınları kullanılarak gerçekleştirilen bir görüntüleme yöntemi. Klinik muayene ile tespit edilemeyen meme içindeki küçük kitleler ve değişiklikler mamografi ile ortaya çıkabiliyor. Mamografi meme kanseri tanısında, temel tanı yöntemi. Bu yüzden ‘altın standart’ olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 40 yaşından itibaren her kadının yılda bir kez tarama mamografisi çektirmesinin gerekli olduğu görüşünde. Mamografide kullanılan radyasyon dozu çok düşük ve zararlı değil. Şikâyeti olmayan kadınlarda tarama amaçlı, şikâyeti olanlarda ise tanı amaçlı kullanılıyor. Mamografinin önerilmediği grup; 35 yaş altı kadınlar. Nedeni ise bu yaşlarda meme dokusunun yoğun olması, mamografinin duyarlılığının azalması ve bu dönemde meme dokusunun radyasyona duyarlılığının fazla olması olarak sıralanıyor.
Ultrasonografi: Ultrasonografi mamografiye yardımcı bir tetkik. Ultrasonik ses dalgaları kullanılarak görüntüleme sağlanıyor. En önemli kullanım alanı; klinik muayenede veya mamografide saptanan kitlelerin içyapıları hakkında bilgi vermesi. Genç hastalarda ultrasonografi, mamografiye göre daha çok bilgi veriyor.
Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI): Yapısal bulgularla işlevsel bulguları birleştirme özelliği nedeniyle meme kanseri için en duyarlı görüntüleme yöntemlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Yerinde ve doğru zamanda kullanıldığında çok değerli bilgiler elde ediliyor. Günümüzde giderek daha yaygın kullanılıyor.
Biyopsi: Meme kanseri şüphesi taşıyan kitle veya lezyonlardan patolojik inceleme için örnek alma yöntemi. İnce iğne, tru-cut (otomatik kalın iğne) ile veya cerrahi teknikle şüpheli kitleden doku örneği alınıyor. Cerrahi biyopside genellikle kitlenin tamamı çıkarılarak patolojik incelemeye gönderiliyor.
Elle hissedilemeyen, meme dokusunun derin bölümlerindeki şüpheli lezyonların biyopsisi; Mamografi, ultrason veya MRI kılavuzluğunda radyolog tarafından gerçekleştiriliyor. Elle hissedilemeyen şüpheli lezyonların cerrahi olarak çıkarılmaları için ameliyattan önce radyolog tarafından tel ile işaretlenmeleri gerekiyor. Cerrah bu teli takip ederek ameliyatı memeye gereksiz yere hasar vermeden gerçekleştiriyor. İşaretlenmesindeki amaç, minimal doku volümüyle lezyonun tamamının çıkarılmasını sağlarken en iyi kozmetik sonucu elde etmek.
Meme kanseri nasıl tedavi edilir?
Son yıllarda meme kanseri tedavisinde birçok tedavi olanakları ortaya çıkmıştır. Bu olanaklar, önemli ölçüde, hastalığın saptandığı safhaya göre değişiyor. Hastalık ne kadar erken safhada saptanırsa tedavi olanağı ve seçeneği o kadar fazla oluyor.
Meme kanseri tedavisi, günümüzde, uzmanlardan oluşan ekiplerce yapılıyor. Böyle bir ekip içinde cerrah, onkolog, radyasyon onkologu, radyolog, patolog, psikolog ve plastik cerrah gibi, tıbbın değişik dallarından bir araya gelmiş ve özellikle çalışma alanları meme kanseri üzerinde yoğunlaşmış hekimler bulunuyor. Hastalığın tedavisinde kullanılan dört yöntem vardır. Bunlar; cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi, ve hormon tedavisidir.
Cerrahi tedavide neler yapılır?
Meme kanserinin bugün bilinen en önemli tedavisi; tümörün ve tümörden kopan tümör hücrelerinin yayıldığı lenf nodlarının cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Bugün ameliyatta yapılan işlem ile meme kanseri; memenin tamamı alınmadan tedavi edilmekte, hastalığın hangi evrede olduğu kesin olarak ortaya konmakta ve bu sayede yapılacak ek tedavilerin şekli ( ışın, hormon, kemoterapi) açığa kavuşturulmaktadır.
Kemoterapi kanser hücresine nasıl etki eder?
Kanser hücrelerini yok edici ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar damardan verildikten sonra tüm vücuda yayılıyor. Genellikle, aynı anda birkaç ilaç birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar halinde verilirler. Kemoterapi, belirli bir süre verilir ve sonra ara verilir. Bu aralarda hastanın kendisini toparlaması sağlanır. Daha sonra tekrar bir süre ilaç kullanıldıktan sonra ara verilir. Bazı olgularda cerrahi tedaviden sonra, ilaç tedavisi de eklemek gerekebilir. Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan tetkiklerde, herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu önlem olarak bir süre ilaç tedavisi yapılabilir.
Işın tedavisinin özellikleri nelerdir?
Işın tedavisi, meme bölgesine ve koltuk altına uygulanarak, cerrahi girişimden sonra kalma olasılığı olan kanser hücrelerinin öldürülmesini sağlamak amacıyla yapılıyor. Bu tedavinin de, diğer tedaviler gibi bazı yan etkileri bulunuyor. Bu tedaviyi gören kadınların çoğu halsizlikten yakınırlar. Işın tedavisinin yan etkileri yaklaşık bir yılda kendiliğinden kaybolur. Tedavi edilen bölgedeki deri, güneş yanığı rengini alabilir. Bu da yaklaşık bir yıl içinde azalır.
Hormon tedavisi nasıl uygulanır?
Hormonal tedavi sürecinde amaç; büyüme ve çoğalma için gerekli olan hormonların kanserli hücrelere ulaşmasını engellemektedir. Bu tedavide hormonların çalışma biçimlerini değiştiren ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar genellikle östrojen hormonunun etkisini veya üretimini azaltan ilaçlardır. Güvenli ve iyi tolere edilen bu ilaçların uzun süreli kullanımı gerekebilir.
Bu belirtilere dikkat edin!
• Memede elle hissedilen bir sertlik veya kitle,
• İki meme arasında son dönemde ortaya çıkan asimetri,
• Meme başında veya meme cildinde içe doğru çekinti,
• Memede kızarıklık, yara, egzama, kabuklanma, çatlama,
• Meme cildinde portakal kabuğuna benzer görünüm,
• Meme başında şekil veya yön değişikliği,
• Memede olağan dışı şişlik veya boyut artışı,
• Adet dönemlerinde memede rastlanabilenden farklı karakterde ağrı,
• Meme başından akıntı; özellikle pembe, kırmızı renkte,
• Koltuk altında sertlik, şişlik veya kitle.
İSTANBUL – GlaxoSmithKline”ın (GSK) 1980″li yılların sonlarında keşfettiği ve o zamandan beri üzerinde çalışmalarını sürdürdüğü RTS,S sıtma aşısı adayının faz 3 çalışmasının ilk sonuçları açıklandı. Çalışmanın sonucuna göre yeni aşı adayı, 5 – 17 ay arasındaki Afrikalı bebeklerde sıtma hastalığı riskini yarı yarıya azaltıyor. RTS,S”nin uzun süreli koruyuculuğu ile ilgili verilerin 2014 yılı sonunda alınması bekleniyor.
Dünyada her yıl, büyük çoğunluğu beş yaş altındaki Afrikalı çocuklar olmak üzere, 800.000 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan sıtma hastalığına karşı önemli bir adım atıldı. Dünyanın önde gelen araştırmacı ilaç ve aşı firmalarından GSK 20 yılı aşkın bir süredir üzerinde çalıştığı yeni sıtma aşısı adayı RTS,S”nin faz 3 çalışma sonuçları, sıtmayla mücadelede umut verdi. Alınan sonuçlar, üç doz RTS,S aşısının 5 – 17 ay arasındaki bebeklerde klinik sıtma hastalığı riskini yüzde 56, ağır sıtma riskini ise yüzde 47 oranında azalttığını gösteriyor. Bu sonuçların faz 2 çalışma sonuçlarıyla uyumlu olduğu belirtiliyor.
KLİNİK ARAŞTIRMALAR 11 MERKEZDE DEVAM EDİYOR
GSK”nın PATH Sıtma Aşısı İnisiyatifi adlı uluslararası kuruluş ile işbirliği yaparak gerçekleştirdiği, Bill & Melinda Gates Vakfı tarafından finanse edilen klinik çalışmalar toplam 7 Afrika ülkesinde bulunan 11 ayrı merkezde yürütüldü. Aşılamalar Mayıs 2009″da başladı ve halen devam ediyor. Burkina Faso, Gabon, Gana, Kenya, Malawi, Mozambik ve Tanzanya”da bulunan merkezlere faz 3 için katılım başvuruları Ocak 2011″de tamamlandı. 15.460 katılımcının yer aldığı çalışma, Afrika”da sıtma aşısıyla ilgili olarak bugüne kadar yapılmış en büyük klinik araştırma olarak nitelendiriliyor.
Açıklanan veriler, 5 – 17 aylık 3 doz aşılanmış ve 12 ay gözlemlenmiş ilk 6.000 bebekten elde edilen sonuçları kapsıyor. RTS,S en yaygın görülen sıtma parazitine karşı vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirerek hastalık riskini azaltıyor. 6 – 12 haftalık bebeklerde aşılamanın sonuçlarıyla ilgili verilerin 2012 yılı sonunda alınması bekleniyor.
Aşının uzun süreli koruyucu etkinliği için, üçüncü doz aşının ardından 30 ay gözlem devam edecek. Böylece 2014 yılı sonunda aşı adayının uzun süreli etkinliği ve emniyeti ile ilgili net veriler elde edilecek. Bu verilerin yetkililerce yeterli bulunması halinde Dünya Sağlık Örgütü”nün (DSÖ) 2015 yılı başlarında aşının kullanımını Afrika ülkelerine tavsiye etmesi bekleniyor.
“DÜNYANIN İLK SITMA AŞISINA ÇOK YAKLAŞTIK”
Alınan sonuçları değerlendiren GSK CEO”su Andrew Witty şunları söyledi: “Bu veriler, Afrika”da hastalıktan etkilenen bölgelerdeki milyonlarca çocuğun yaşama şansını büyük ölçüde artıracak olan dünyanın ilk sıtma aşısına çok yaklaştığımızı ortaya koymaktadır. İlaçlama ve cibinlik gibi önlemlere bu aşının eklenmesiyle milyonlarca sıtma vakası engellenecektir. GSK sıtma ile ilgili araştırmalarına devam etmekte ve yetkililer tarafından onaylandıktan sonra bu aşının ihtiyaç duyan herkese ulaşmasını sağlamakta kararlıdır.”
The Program for Appropriate Technology in Health (PATH) Başkanı Christopher Elias ise şu açıklamayı yaptı:”Bu çalışma, yüksek kaliteli bilimin sıtma gibi ciddi bir hastalığın kontrol altına alınmasında ve bir gün ortadan kaldırılmasında oynayabileceği rolün güzel bir örneğidir. Annelerin kollarında yarı ölü bebeklerle hastanelere başvurmak yerine sağlıklı bebeklerini aşı merkezlerine götürecekleri bir Afrika görmek istiyoruz. PATH Sıtma Aşısı İnisiyatifi olarak şimdi bu vizyona biraz daha yaklaşmış olmaktan mutluluk duyuyoruz.”
SITMANIN DÜNYAYA MALİYETİ AĞIR
Sıtma hastalığı başta Afrika kıtası olmak üzere birçok bölgede gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeleri etkiliyor. Bu hastalıktan yılda 800.000 kişi yaşamını yitiriyor.
Klinik sıtma yüksek ateş ve üşüme nöbetlerine yol açıyor. Hastalığın ağır sıtmaya dönüşmesi halinde kanda, beyinde ve böbreklerde hasara yol açıp, ölüme neden olabiliyor.

Bu yazının kategorisi: Doğum,Hastalıklar,Kilo Alma,Sağlık Haberleri


Takvim

May 2012
M T W T F S S
« Jan    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

En yeni yazılar